bir ışık hüzmesi... o ilahi katta diğer ışıkların yanında yer alıverdi. şaşkınlıkla birbirlerine bakıyorlardı. artık bedenleri yoktu. hırsızlık yapabilecekleri elleri, kaçabilecek ayakları, dedikodu yapacakları bir ağızları bir diğerinin arkasından gülecek gözleri yoktu. birbirlerini maneviyatla hissediyor şaşkınlıklarını yine bu yolla birbirlerine iletiyorlardı. o an insanın içini huzurla dolduran bir ses duyuldu
"tekamülü tamamlayamayanlardansınız. hepiniz. günah işlediniz. ruhunuzun terbiye edilmesi için daha önce de geldiğiniz gibi yine geleceksiniz. fakat bu gelişinizi de diğerleri gibi hatırlamayacaksınız. bu sizin yararınıza. çünkü kendinizi eğitemediğiniz konularda eğitilme fırsatınız olacak. sevgi iyilik güçlü karakter kibirden ve pislikten uzak bir yaşam. eğer tekamülü tamamlayamadan geri gelirseniz, cehenneme gireceksiniz. buna kendinizi hazırlamanız gerek."
ışıklar deminki şaşkınlığı bırakmış korkuyla titreşim gönderiyorlardı. hepsi cehennemin ne demek olduğunu önlerinde açılmış birer ekrandan izlemeye başlamıştı çünkü. daha önce de bunu yaşamışlardı ancak dünyaya gelip bedenlenince herşeyi unutmuşlardı. o ilahi güç onların bilinçsiz olmasını ve bu şekilde eğitilmelerini istemişti. her birinin kaderi çiziliydi. sadece özgür iradeleri bilinmiyordu. çünkü her ne kadar öncesini unutmuş da olsalar alt benliklerinde bir yerde geçmiş yaşamlarında neyi yanlış yaptıklarını iyi biliyor ve ona erişmek için çabalıyorlardı. kimi doğru yönlere gidiyordu kimi yanlış. ama amaçları önceki yaşamdaki yanlışlıklarını düzeltebilmekti.
bizim ışık cehennem korkusuyla ne diyeceğini bilememişti. zira aralarında en fazla günah işlemiş olan da oydu. bir hayatında azılı bir katildi. masum insanları korkunç şekillerde öldürmüştü. başka hayatlarında da değişik değişik kötülükler yapmıştı. dinden çıkmıştı resmen. bir hayatında da ateistti. önceki hayatlarını toplamaya çalışırken daha da boka batmıştı. önceki hayatlarını bilmiyordu. hatırlamıyordu. ancak önündeki ekranda ona izletiliyordu yaptıkları...
şu an konuşmak istiyordu. "rabbim giderek bok çukuruna gitmişim. benim tekamülüm neden bitmiyor. benim kaderimde çizili olanlar mı yanlış? allahım beni yanlış yerlere yanlış insanlara mı gönderiyorsun? hikmetinden sual olunmaz ama ben yanlış yapmaktan sıkıldım" demek istiyordu. ama korkuyordu.
"yaklaş aslı bozoklar'ın ruhu" dedi o ses.
korktu. ama yaklaştı.
"aklımdan geçenleri okudunuz dimi? ama valla ben öyle demek istemedim."
Tanrı bir amca figüründeydi. hani tapu dairesine gelenler gibi. ama bu akıllı amcalardandı.
"seni epeydir izliyoruz. komik bir hayatın oldu. esprili zeki bir aslı oldun. önceki hayatlarını da sana anlatmak isterdim ama zamanımız kısıtlı. söylediklerinde haklı olabilirsin. ancak hayatın benim çizdiğimin dışında tamamen senin istediğin şekilde devam etti. burada seçtiğin aileleri, seçtiğin hayatı, seçtiğin insanları anımsamadığının farkındayım. ama hepsini sen seçtin. şimdi de sen seçeceksin. gideceğin yer senin istediğin bir yer olacak. ve buraya bir daha geldiğinde yine kendi seçimini hatırlamayacaksın.... evet ne istiyorsun? dinliyorum."
aslının ruhu korktu. daha da çok...
"şey... ben sadece tek bir şey istiyorum"
"söyle"
"nereye gideceğimi siz seçin. ama ne olursunuz bu son olsun. bir daha bu ekranda daha önceki hayatlarımı izlemek istemiyorum. önceden yaptıklarıma inanamıyorum. sizin korkunuzla burada tövbe etmiş ve aşağı inince gene aynı şeyleri yapmışım. insan doyumsuz bir varlıktır diye bağırmışım. insanı en iyi siz bilirsiniz. insan denen ırkı yaratan sizsiniz. bizi o bedenlerin içine koydunuz. bedenler bocaladı. biz de onlarla bocaladık. bu yüzden size yalvarırım bu son olsun. bu gideceğim yer son olsun. ben tüm yaptıklarımı aşağıda ödemeye hazırım. size isyan etmeyeceğim. bu sefer dikkatli olacağım. iyiliği sevgiyi kendi kendime öğreneceğim."
biraz düşündü tanrı. bi zarar gelmezdi. asi bir ruhtu karşısındaki. belki tekamülünü tamamlayan ruhlar arasına girerdi. belki o da bir ışık işçisi olabilirdi. çok istiyordu tanrı tüm ruhlarının birer ışık işçisi olmasını.
"tamam. beraber şekillendireceğiz." dedi. ve önündeki ekrana hayatında hiç anne sevgisi görmemiş, annesinden nefret eden bir kadını getirdi.
"sevgi. Bu kadının rahmine yerleşeceksin. küçüklükten başlayacak sevgi eksikliğin ki sevmeyi ve sevilmeyi kendi kendine öğreneceksin.çünkü adıyla tezat bir insan"
yutkundu aslının ruhu sevginin annesine karşı düşüncelerini ekranda görürken... zor olacaktı. o an bir erkek belirdi ekranda.
"yılmaz .baban değil de asker arkadaşın gibi olacak. seni pek de değil hiç önemsemeyecek. hatta annene bu çocuk kimden diye de sorabilir. öncelikleri farklı, alkol bağımlısı olacak. sen de öyle olacaksın."
"öldüğün yere çok yakın bir yere gönderiyorum seni. türkiye, ıstanbul. bu kişilerin kız çocuğu olarak dünyaya geleceksin. 8 yaşına kadar şu anki konuşmalarımızı değil ama aslıyı hatırlayacaksın. aslının erkek ırkını nasıl köpeğe çevirdiğini, ne kadar zengin olduğunu ve bu serveti insanları dolandırarak yaptığını hatırlayacaksın. zamanla aslı unutulacak. kendi ismin gelecek. o isim de zümrüt. sana bu adı verecekler. ancak sen de annen gibi adınla alakasız bir insan olacaksın.
18 yaşına kadar tekamülünü tamamlamaya aday bir iyilik meleği olacaksın. sonrasında hayat senin için tüm zulmüyle başlayacak. mutlu olmayacaksın. ama herkesi mutlu edeceksin. insanlar kahkaha atacak sen yanlarındayken. ama kendini güldüremeyeceksin. gözlerin kimsenin görmemesi gerekenleri görecek, kulakların kimsenin duymaması gerekenleri duyacak. ve bunları kimsenin bilmemesi gerektiği için konuşamayacaksın. konuşmaya karar verdiğin anlarda da kimse seni dinlemeyecek.... hiç kimse.
toplumdaki kadın birey olmayacak zümrüt. her türlü günaha da girecek. elini taşın altına sokmaktan çekinmeyecek. alışılmış biri olmayacak. kendi kendini gene kendisi yetiştirecek. sırf bu yüzden onun kendine layık bulmadıkları bile zümrütü kendine layık bulmayacak.
umutlarını bağladığın tüm varlıklar ellerinin arasından kayıp gidecek. içinden taşan sevgi hissini hep hayatında sevgi görmemiş insanlara vereceksin. ancak onlara sevgiyi iyiliği öğretecek kadar güçlü olamayacaksın. kullanacaklar seni. kullanıp bir köşeye atacaklar.
sen herkesi affedeceksin. dürüst olanı mert olanı daha da seveceksin. ama karşına çıkanlar pişkin olacak. tekamülünün başında ne kadar insan varsa sana göndereceğim. senin yoluna yazacağım ki hem onlara birşeyler öğretecek hem de yaptıklarının bedelini ödeyeceksin.
yakın arkadaşların senin yapacağın hataları yapmasınlar isteyeceksin. anaç bir insan olacaksın. onları koruyacaksın ancak gene yapacaklar. onların tekamülünde de bu var. öğütle yenemeyeceğini öğreneceksin.
çok acıklı ama seni kimse sevmeyecek. buna emin ol. buna rağmen sen gerçekten sevmeyi ve karşılıksız iyiliği ve şükretmeyi öğrenirsen bir daha aşağı inmeyeceksin. öğrenemezsen. gideceğin yerin neresi olduğunu iyi biliyorsun
bu arada. hayatındaki ilk sınavın sana gönderdiğim bir melekten ibaret. onu ellerinde tutmayı becerebilirsen zümrüt olmak çok daha kolay olacak.
sen özel bir ruhsun. bu yüzden bu kadar ağır bir misyonun var. şimdi göreceğin yüzleri unutma. bu yüzler senin kilometre taşların. her birine değişik şeyler öğretecek, her birinden umutsuzluğu ve nankörlüğü göreceksin. affedici olacaksın. onlara hep hak verecek hep onları affedeceksin. sevgiyi o kadar çok arayacaksın ki sana güzel bakan iki göze aşık oluvereceksin. aslı güzel olduğu için kibirlendi. zümrüt çirkin olacak bu yüzden ki kibrin yok olsun!
iyi bir işin mesleğin olmayacak. insanlarla anlaşamadığın için seni insanlarla beraber çalışmaya gönderiyorum. hoşgörüyü öğreneceksin."
çocuk, genç, yaşlı... kadın erkek bir sürü yüz geçiyordu ekrandan. hiçbirini tanımıyordu. tanışacaktı. tüm yüzler bir anda birleşti. bir kadının suratını oluşturdu.
"bu kim" dedi.
"sensin. bu zümrüt. 31 yaşındaki hali. yalnız ve mutsuz. bakalım o zaman içindeki iyilik ne kadar etkili olacak. sana şunun garantisini verebilirim. 31 yılın öyle bir geçecek ki, insanlar senin nasıl hala hayatta kaldığını sorgulayacak. bu arada canına kıymaya da çalışacaksın. başarılı olamayacaksın."
"bir insan neden ölmek ister ki...."
"bu sorunun cevabını zümrütken öğreneceksin. şimdi gidiyorsun. doğum başladı bile"
ışık kayboldu. sıra diğerlerine gelmişti.
"ya rab. ona neden yalan söyledin? tüm ruhlar aynı değil midir? onun ne özelliği var?"
" tüm ruhlar özeldir. burada aşağıda alıştığınız yalanlar olmaz. fani ağzıyla konuşmayın!"
kadıköy şifa hastanesinde 21 eylül 1986 pazar günü saat 18:58 de sevgi zümrüt'ü anestezi altında doğurdu.
henüz bir günlükken yaklaşık yüz bebekle aynı yerde yattığının farkındaymış gibi sessizlikte insanlara göre bağırmaya ağlamaya başladı.
"geldik mi arkadaşlar? ben bir daha buraya gelmek istemiyorum. ben bir daha yukarı çıkmak ve tekrar aşağı düşmek istemiyorum. bu hayat son hayatımız olsun. hepimizin son hayatı! bir daha gelmeyelim! anlaştık mı?"
tüm bebekler "eveeet" diye haykırdılar. onun insanlara göre bağırması tüm bebekleri bağırtmıştı.
aslında öyle değildi.
affettim. vazgeçtim. ama evet. sevmeyi hala bilmiyorum. iyiliği hala bilmiyorum. sevmeyi sevmiyorum. birini sevmek ona ipleri vermek demek benim için. yapamıyorum. yaptıklarım da oldu. ama yaptığım şey her ne ise yeterli olsaydı onlar da beni bırakıp gitmezdi değil mi?
peki sırf birini sevme ihtimalim var diye ömrüm boyunca evde oturup temizlik yemek yapıp çocuk bakacak kocam gelince ayağa kalkıp onun akrabalarını ağırlayacak biri olmam mı gerekiyordu?
no father no
bu hayat bitifıl, aym nat bitifıl. sori may gad ay em beceremedi.
"elveda güzel kız" dedi giderken. çameli soğuğunda onun kumral saçlarına, mafyöz yürüyüşüne ve kıroluğuna bir ömür aşık kalabilir miyim diye kendimi sorguladım. elimde bir dal sigara. az önce bana sarılmıştı kalbim hala onunlayken nereye gidebilir ki diye düşündüm. o bana el sallarken bir kez daha aşık oldum.
ve o jandarmanın önüne gelmeden buzda kayıp düştü...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Anlat