yaşamam gereken eksik kalmış bir acı var. bununla yüzleşmeye utanıyorum. kalbime saplanan o bıçağı hiç kimse nasıl bu kadar kolay çıkarabildiğimi anlamıyordu. musa mesela. o gün haberi alır almaz beni aramış. korkuyla nasılsın diye sormuştu. ben iyiydim. evet iyi değildim aslında. ama iyi olmak zorundaydım. içime atmak zorundaydım da değildi. ben tepki veremiyordum.
telefonun ucunda meral var. ona anlattığımı hatırlıyorum. çığlığı basmıştı. ben yine öyle duruyordum. cansuyla konuşmamız, cansunun bana haber vermesi, birilerini aramam, birilerine haber vermem. ve öylece sakin kalmam.
cenazede ağlamam, ama evde sakin kalmam. sakin kalmak zorundayım. kardeşinin yanında ağlayamam. ne oluyor bana?
ceviz gittiğinde peki?
sonrasında uzun uzun düşündüm. kabullendim de ağladım da. her ziyaret ettiğimde daha da düşündüm. konuştum onunla. "görüyorsun değil mi? beni arada da olsa oradan izliyorsun. belki arada annene bakarken hatlar karışıyor kanal değişiyor ben geliyorumdur ekrana. ağlarken, bağırırken, üstümdekileri yırtarken, uyurken, vatandaşla kavga ederken, dairede önümdeki panoda asılı resmine bakarken, ama en çok ağlarken... ne biçim sırıtıyorsun fotoğrafta. diyorsun ki hepinizi kekledim. çıkıp geleceğim karşınıza dikileceğim. bu cümleyi ne kadar çok kurdum değil mi? çünkü benim tanıdığım sen bunu yapardın"
yapmadı.
temmuz 2016. babamla kösenin orda oturuyoruz. bira içiyoruz. sakin sessiz güzel bir ortam var. ne konuştuğumuzu hatırlamıyorum. birden köpek mi ne geçiyor. yan taraftaki lokantaya bakıyorum. insanlar mutlu insanlar gülüyor insanlar şarkı söylüyor. sonra bir 2006 yaz gününe ışınlandım. yine o sahilde bir restoran. deniz kenarı bir masa. ve karşımda tek... tek sevdiğim adam.
aman tanrım ne kadar zayıfım. kara kuru bişeyim. saçlarımı arkadan toplamışım. bok rengi sevmediğim saçlarım.
işte o an buraya yazamayacağım birşey geliyor aklıma. özeti:kimsesizliğim. bunu ayrı bir yazıyla uzun uzun yazmak isterdim. ama kendime karşı o kadar dürüst olabileceğimi sanmıyorum.
datçadayım zindanımda. deniz kenarı zindanımda. manzaramda küçücük kedilerim var. ağaçlarım var. bir de işin işine karışmış çok çok kötü olaylar insanlar var. onlarla mücadele etmeye gücüm yok. nereden mi belli? datçadayım, zindanımda. ve ben...
yüzüm o abuk halini alıyor. "baba baksana" diyorum. anlamıyor. boş boş bakıyor suratıma.
"ben bugün bu haldeysem, o gerçekten ölmüş demektir..."
yılmaz belki de kızını kucağına aldığı ilk günden bu yana ilk kez ağzı açık kalıyor. buna hamile olduğumu söylediğim zaman da dahil.
sonra uydu geliyor allahtan da bu muhabbet unutuluyor. kapanıyor.
arada başka şeyler de var. misal ıstanbulda ümitin lütfedip beni aramasını beklerken ve o aramazken aynı anda aydın çamelide evlenirken düğün videoları anasayfama düşerken ve ben salonda hüngür hüngür ağlarken. neler neler. ne düşünceler.
ve merhaba yeni gün.
yüzleşmem gereken, ilahi bir güç tarafından bilgisayarıma yerleştirilmiş eski yazışmaların gün yüzüne çıkması.
okumak ve idrak edememek. anlamamak. ben bunu gerçekten söylemiş miyim demek.... gerçekten bunu yapmış mıyım demek. gerçekten hayatım boyunca aradığım huzurun ilk baştan beri ellerimde kalbimde olduğunu görememiş, yılana sarılmış mıyım diye sormak... sormak. cevap verememek.
helal olsun başlıklı birşey saçmalamıştım. karşımda bir adam. ve değişmiş. o benim şikayet ettiğim adam değil. böyle mi başlıyordu. ne diyordu? anımsamak okumak istemiyorum. anladım ki yanılmışım, öylesine yılana sarılmışım o ölünce, gömülünce!
gelecek, sevgi, huzur, olmayan bir artniyet. o bir melekmiş. öyle olmasaydı o gecenin ertesi günü gider miydi? yapacak başka bir görevi kalmamış mıydı? denemiş miydi? artık tek başıma mıydım? artık beni korumayacak mıydı?
boşmuş be. tüm o alfabe. yanan o alfabe hepsi boşmuş. hepsi şu an bunları yazabilmem için hayatıma girmiş ve çıkmış. ondan mı aydından sonrasını sayamamam. sayamıyorum. gerçekten. hatırlamıyorum. bilmiyorum. nasıl kızmıştı bana cenazeye gittim diye. o kimse? o neyse?
tuba bardaki o geceyi ve attığım mesajı hatırlar. artık çok mutluyumla başlayan. ben başka birilerine aşık olmayı bırak başkalarını da sevebiliyormuşum ve daha da önemlisi onlar da beni sevebiliyormuş ben sevilmeye değer bir insanmışım diye başlayan cümlelerimi. sonra o mesaj gitmemişti. ve tubaya demiştim ki iyi ki gitmemiş. İYİ Kİ GİTMEMİŞ!
çünkü ben mutlu olamadım. ben ondan başkasıyla mutlu olamadım olamazdım. tüm o aşkla sevgiyle erkeklerle ilgili söylenilenler yazılanlar yalandı. üç kişiyi sevdim demiştim. boşmuş be. hepsi boşmuş. şimdi muratın o gün neden ağladığını daha iyi anlıyorum. ya da cem in neden ona benzeyen tavırları olduğunu ya da türkerle onu neden kıyasladığımı anlıyorum. YETER YETER YETER
ben bunları gerçekten söylemiş miyim? o bana kalbini açarken ben ona muratı atillayı bilmem kimi anlatmış mıyım? dahası ben bu adamı aldatmış mıyım? değiştikten sonraki adamı. bana kalbini açan adamı. beni seven adamı aldatmış mıyım. yüzüme tükürmeli miyim? selimin dediklerini yapmalı mıyım? yoksa biraz olsun ona kavuşma ihtimalim var diye gidip kendimi öldürmeli miyim? yooo hayır intiharı düşünmek yasaktı! artık değildi. DEĞİL
nasıl ağlıyorum şu an. nasıl. anlatamam. bazıları bilir katılınca nasıl ağladığımı nasıl bağırdığımı nasıl lanet okuduğumu nasıl Allah'la konuştuğumu. evet benim rabbimle konuşmam birilerine batmıştı değil mi. ondan beni bırakıp gitmişti. onu unutturduğunu sandığım insan değil miydi?
birileriyle konuşmaya ihtiyacım vardı. ama bu kadar özel bir durumu kime anlatabilirdim. ben geç kalmış bir acıyı yaşıyorum. en derinden yaşıyorum. korktuğunuz şimdi gerçekleşti diyebilir miyim? 31 yıllık hayatımda bugün de yeni birşey öğrendim diyebilir miyim? suçlu insanlar değilmiş, benmişim! suçlu benmişim. o bana huzur mutluluk vermediğini düşündüğüm Allah öyle bir melek vermiş ki bana görmemişim. bilmemişim. ben ne yapmışım!!!!!!!! ne yapmışım.
ben bugün çameli'ye kulağımı tıkayıp kara kara düşünüyorsam
daha bir kaç dakika önce kullanılıp atılmışsam
datçada boş boş dolaşıyorsam
gidecek hiçbir yerim yoksa
günden güne içimin çürüdüğünü
anlatabileceğim kimse bulunmuyorsa
elim telefona gittiğinde
arayabileceğim herkesin
menfaat için geleceğini biliyorsam
ve o menfaatleri
onların eline koz olarak vermek istemiyorsam
bu yüzden yalnızsam şu an, hep
camı çerçeveyi patlatmak
kovalarca içki içmek
gözümde büyüyorsa
nerde bir sahil görsem
aklımda bin tane şey uyanıyorsa
bazı şarkıları gerçekten
ama gerçekten
dinleyemiyorsam
korkuyorsam gelecekten
hiçbirşeyden korkmadığım kadar
korkmuyorsam ölmekten
artık ölmek istemesem de
bir aptal bir sıkılgan bir nemrut olabilmişsem
sonunda....
ve kimseye hayrım yoksa
insanlara yaptıklarımı manevi bir cehennem ateşinde
ödüyorsam bu dünyada
ve bu durumda yine arayabileceğim kimse
beni kurtar diyebileceğim kimse
gözümü kamaştıran başka kimse
ait olduğum hiç kimse yoksa
sen ölmüşsün demektir.
gerçekten
ölmüşsün...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Anlat