Yağmur yağıyordu. Deli gibi. Ocak ayındaki datça havası iste... Şarap çok severdi. Bir şişe şarap iki tane bardak. cankurtaranın arkasında uslu apart'ın önünde oturuyorduk. Soğuktu. Kedi yavrusu gibi başını göğsüme yasladı. Öyle durdu... İslanıyorduk. Kaçamıyorduk. Kaçmak istemiyorduk. Ona sarıldım. Ve birden rüzgar çıktı. O anı hala anımsıyorum. Dün gibi. Yağmur rüzgarın etkisi ile yere paralel yağmaya başladı! Bize gelmiyordu artık. Hayrete düşmüştük. Allah bile bizi koruyordu. Biz birbirimizin kaderi idik...
Golün kıyısı. Bir yaz akşamı. 24 temmuz 2005. Herşey o gün başladı. Oysa ben onu senelerdir sarıp saklıyordum kendimden bile. Ne zaman elime kalem alıp ona olan aşkımı yazmaya calıssam başarısız olmuştum. Duyarak hissederek ölerek olmuyordu bu. Biraz soğuması gerekti. Ama soğumuyordu.
Neden sonra bir kaç satır karalamışım kendimce. Geçen yıl bunlar elime ulaştı. Beni gerçek anlamda tedavi etti onardı. Birini sevmek güzeldi. Ama koru körüne bağlanmak dünyaya gelis amacımıza ters düşüyordu. Bana bunu yine o öğretmişti.
Çok ağır şeyler yaşadık birlikte. Beş parasız da kaldık zenginlikten kafayı da yedik. Datça'da bir gece bir kilometre arkasından koştum. Yeri geldi hatay!da hastalandım kusmuğumu temizledi. Bana yemek yaptı dişim şişince sıcak çatal bastırdı. Anneannemi söz etmeden her yere götürdü. Sahi anneanne. Bak sen onu çok severdin. Görüşme şansınız olur mu acaba?
Cano yanımdaki tüm erkeklerden babam da dahil nefret ederdi. Sadece onu sevmiş siyah şortunu kafasını surte sürte bembeyaz yapmıştı.
O zamanlar saçımda beyaz yoktu. Zayıftim da. Yüzüm kırışık değildi. Ve benim gözüm ondan başkasını görmezdi.
Zaman geçti. Bitti. Başkası oldu. Başkaları oldu. Yine de her defasında aynı konuşmalar. Bizi birbirimizden başkası çekemez sözleri. Aslında çekerdi tabi. tehlikeli zamanlardı çünkü. Sonuçta o nasıl hayatını kurduysa nasıl başkalarını benden daha çok sevmişse ben de başkalarını sevdim. Ama farkı şuydu kı ben sevgiyi onunla öğrendim. O ise birlikte büyüdüğümuz için bende sevgi değil başka birşey buluyordu belki de.
Düşünün ki 19 yaşında iki insansınız. Ve tüm datca sizi biliyor. Aileler tamam bunların başı bağlandı gözüyle bakıyor. Resmi olmayan evraklarda soyadım bile onun soyadı. Bu bir süre sonra insanı sıkmaz mı? Sıktı tabi!
Biz eriskin degıldik gençtik ve bizim en güzel yıllarımız birbirimize bağımlı geçti. Normaldir araya başka bir kız girdi. Şimdi buraya onunla ilgili kötü anılarımı yazmayacağım. Artık o yok. Konuşmanın da anlamı yok bu yüzden.
Ve garip bir bugüne geçiş efekti. O nefret ettiğim yüzüne tükürmek istediğim datça'da dovmek için fırsat kolladıgım kadın, sinem internet ortamında karşımda. Başkasıyla evlenmiş beni ilgilendirmiyor. Konustugumuz konu o. Garip...
" öldù o" diyorum. "Haber vermek istedim."
"Ne diyorsun" diyor. Tepki veremiyor.
"Çok garip oldum su an" diyor. Nefret ettiği birinden duyuyor bunları. Nefreti sonuna kadar kendisi haketmisti oysa ki. Ve şu an hiçbirşeyin önemi yok. Herşey 7 sene öncede kalmış.
Evet mezarın başındayım. Hayal meyal. Asla ölmez ona birşey olmaz dediğim dag gibi eski arkadaşım eski hayat arkadaşım gitmiş. Ağlayamıyorum. Öyle duruyorum. Konusuyorum onunla. Ne söylediğimi kendim de anlamıyorum.
Ne günlerdi onlar. Her biri başka cennet her biri başka eziyet. Sana mı bana mı bilinmez. Tek bildiğim ebedi sususun. Ben sana kusum aslında. Haberin de var bilirim. İkimiz de kafamızı kuma gömdük iyi bok yedik. Ama birbirimizi yine biz bilirdik. İşte toprağa karıştın. Bir gün ben de oraya geleceğim kacarım yok. Birbirimizi bulmamız ya da istememiz de mümkün olmayacak biliyorum. Ama belki karşılaşırız. Belki yüzlesiriz belki sen bana sinem'i anlatırsın ben de sana atilla'yı. Tamamen gerçekleri... Bak isimleri bile açık açık yazdım. Eğer hayatıma murat girmemiş olsaydı su an böyle oturup sakince yazıyor sakince resimlerine bakıyor olamazdım. Şu an ben yoktum. Seni anlamamı senden vazgeçmemi seni unutmamı murat sağladı. O da bunun farkında kı arkandan çok agladı.
Oradan arada beni izliyorsun hissediyorum. Hele hele aydın olayının tamamını izledin. Arada kahkahaların geldi kulağıma. Özellikle de onuru için yaşadığını söyleyen aydın bana seni sevmiyorum dediğinde... Kafamı havaya kaldırıp "çok komik! kendi işine baksana sen" dedim. Sonra seninle beraber güldüm. Ağlayamazdım. Hani söz vermiştim ya sen o gün vapur iskelesinden giderken ve ben arkandan bakarken, bir daha hiçbir erkek için ağlamak yok diye, denize bakmadım ama biramı o soğukta içerken nasıl ağladım ama. Karşımda oturuyordun sanki. Neyin vebalini ödediğini biliyorsun diyordun. Doğru haklısın. Ercan bile fos çıktıysa su hayatta benim senin yanına gelme zamanım gelmiş be çocuğum. Birbirimizi çok uzduk biz. Değer miydi? degmezdi yanlış yaptık. Başa almayalım hayır. Çok zordu. Daha zor olacak.
Üniversiteye başladığın sene çektirdigin bir resim vardı. cuzdanımda taşırdım hep. Şimdi cenazede bu resmi dagıtıyorLar herkes yakasına taksin diye. Adalet mi bu? Bu toprağa giren gerçekten sen misin?
şimdi bir yerden çıkacaksın ya. "Haha nasıl kandırdım" diye bağıracaksın. Herkes derin bir oh çekecek. Ben o zaman ağlayacagım işte kana kana.
Benden yana hakkım varsa helal olsun. Beni sen büyüttün o kadar da farkın olsun.
İlkim işte Ö. Barış Zöhre...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Anlat