20 Ocak 2015 Salı

geçmiş zaman

"3 haziran günü muhtarın hanımı bana o bütün tavuğu vermeseydi. Ya da Şirin onun tamamını yeseydi de Köpek aramak için parka çıkmasaydim. O köpeği orada hiç görmeseydim. Atilla bey oradan hiç geçmemiş olsaydı. Durmuş bey veteriner gönderseydi. Sen olur muydun şu an hayatımda?
 çakma basın danışmanı orada terbiyesizlik yapmasaydı sana ilk kez ne zaman kendimi yakın hissederdim? Köpek hasta olmasaydı onu evime almasaydım Hiç eve gelir mıydın? Hiç sana kahve yapar miydim? 
Ya da köpek ölmeseydi onu beraber gömmeseydik gözyaşlarımı hiç görmeseydin bir yerlere gider miydik?
 Ne güzeldik biz gerçekten. Fethiye'ye varır varmaz elimi tutmuştun. O kadar mutlu olmustum ki. Sanki kırk yıldır birlikteymişiz gibi bir refleks. Sonra denizli il siniri tabelasının olduğu yerde durmuştuk ne kadar soguktu. o kadar geç dönmüştük ki eve, benim yanımda sızmıştın o gün. Ara ara uyanıp üstünü örtmek sana sarılıp tekrar uykuya dalmak öyle güzeldi ki. Neredesin şimdi? Hangi pavyonda? Beni tedavi ettin onardın içime girdin içime işledin. Ve şimdi gidiyor musun?Hayatın çok kısa olduğunu her gün biraz daha fazla anlıyoruz. Ve mutluluk yanımızdayken neden es geçiyoruz? Ben senin için çarpan bir kalp taşıyorum peki sen bunu görmüyor musun? Seni kaç gündür görmedim sesini bile duymadım öyle bedbahtım ki senden gelecek bir mesaja bile hasretim."

ve yine aynıydı zumrut şizofrenisi. tek fark ona bu yazılanlar gitmiyordu artık, göndermiyordum... Bir sivilce içe doğru patlamış ve orada büyüyerek kazık gibi bir kiste dönüşmüştü. Onu sıkıp çıkartmaya çalışıyordum ama o kadar sertti ki artık canım bile acımıyordu. Nasirlaşmıştı işte.
 O minik köpek öldüğünde birlikte gomerken o kadar çok ağlamıştım ki. Onun mezarına yine saçımdan bir toka atmıstım. ne çok ölü çocuk mezarındaki tokalar...
 Ellerimi tutmuştu aşağı indirmek için. Annesi yavru köpek bile getirmişti azıcık üzüntüm geçsin diye. Ve kocaman bir poşet dolusu meyve toplamış kendi ağaçlarından.
 Evde köpeği düşünüp ağlarken hadi kalk dedi gölhisar'a gidelim. Birlikte gittiğimiz ilk restoran. İkinci bahar... O kadar uygundu ki durumumuza. Birbirimizi bulana dek neler çekmiştik hayatta. Şimdi mutlu olmak varken... Neyse boşverin. Onu esas tanıdığım bana başından geçenleri anlattığı gün ayın 5 iydi. Yine starbucks filtre kahve, kanepede battaniyenin altında o kadar çok şey konuştuk ki. Giderken çok korkmuştum. Çünkü benim aradığım adam oydu!
 çektiklerimiz aynıydı. Hayata bakışımız aynıydı. Hala çekiyorduk hala nefes alamıyorduk. Ne geçmiş bırakıyordu pesimizi ne de gelecek kaygısı. Bugün ise zaten yoktu... tehlikeliydi düşündüklerim ama önünü alamadım. İşte o gece başladı ne basladıysa ve evet fethiye ye ayın 6 sında vardığımızda sanki kırk yıldır birlikteymişiz gibi doğal bir refleksle elimi tutup yürüyen oydu. 
Ve beni kendine aşık eden hastanelik edip yanıma bile gelmeyen tatile gittiğimde beni uğurlayıp iki hafta boyunca telefonlarıma çıkmayan da oydu.
 Önce her yerde seni görüyorum sonra da Sevmiyorum seni diyen oydu. 
Yeniden birine güvenmeyi ve sonra yeniden herkesten nefret etmeyi percinleyen de oydu. 

Gerçek anlamda ilklerin adamıydı. Tam anlamı ile evet iste aradığım bu dediğim ilk adamdı. 9 yıllık esareti bitiren adamdı. Beni tedavi eden bana kızan beni koruyan beni yargılamayan adamdı. Küçük bir şeydi bendekini de bitiren. Bunu yazmayacağım. içimde kalan ufak sevgi kırıntılarını toplamaya da niyetim yok. Hep aynı çünkü herkes herşey benim kaderim aynı. bunalım stayla...
 Ne vardı şimdi yine yanımda uyusaydı. Sigara üstüne sigara içip televizyonda survivor izlerken beni unutsaydı. Eşekler gibi içip eşekler gibi kahvede okey oynasaydı da eve geç gelseydi. Ne vardı pavyona gidip kadınlarla eglenseydi de yine beni sevseydi. Ben herşeyi çeker güler geçerdim ama keşke arkadaşlarımla fotoğraflarımı koydum diye saçma sapan tavır almasaydı. Tepki verince ayrılmaya getirmeseydi konuyu.
 Ne demeliydim? Hayır gidemezsin beni terketme mı? Diyemezdim ki. Seni sevmiyorum diyen biri baglasan durmaz. duracak olsa da ben bağlayamam. En azından artık böyleyim. Eskisi gibi değilim. 

Ya işte böyle. Zümrüt yine muradına eremedi yine hevesi kursagında kaldı. Yine aptalca şeyler oldu yine acı çekti. Komik mi? Evet bence komik. Çünkü saçma ama ben artık evlenmek istiyordum. Evet bunu itiraf etmek bile utanç verici.
 Ben. Zümrüt haziran ayında artık eşimi bulduğuma inanıyordum. Ne kadar salakmışım. İki güzel davranışa ilkelerimi nasıl da satmışım. 
Bundan sonra düşünmek bile yok. Belki bir gün amsterdama gidip bir hemcinsimle evlenebilirim. Ama başka türlüsünü artık düşünmek bile istemiyorum. Kimseyi gerçekten sevmek istemiyorum. Kimse de beni sevmesin lütfen. Rahat olalım huzurlu olalım açık olalım başlamaya da bitirmeye de. Birşey ummayalım. Birbirimizden sadakat beklemeyelim. Yok çünkü ben artık bu kadar rahatken bıkmışken sıkıya gelmem imkansız. 
Geldim gelmek istedim hatta bunun için söz verdim. Ama ben artık eski zumrut değilim. Olmayacagım

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Anlat