24 Ocak 2015 Cumartesi

.

Yine mi dedim ona bakarken ve o zom olmuş kafasıyla bana eski karısını anlatırken. Hani eskiden egecan söylerdi ben içerdim. Ağlamazdım gülmezdim bos bos etrafıma bakar sadece içerdim ya, iste bir gram içmeden aynı o hale nasıl geldiğimi anlayamamıştım bile.
 Karşımdaki adam, c, bana çok geç kalmıştı. Çok yaşamıştı o. Tek bilmek istemediği benim de yaşamış olabileceğimdi. Bilemezdi ya da zorla bilemezdi.

ben 26 yaşımda derin bir üzüntü çekerken, o yaşadığımı hayatımın en büyük travması olarak görürken kolumda yeni yapılmış bir dövme ile yolda yürürken gördüm ilk kez onu. Bos bir bakışı vardı bana. Ne asıldı ne sinirlendi. Bostu. Dünyaya boştu. Ne istediğini biliyordum çünkü o da benim ne istediğimi biliyordu. Detayına kadar... Hayır düşündüğünüz şey değil. Sadece Black label 3 buzlu. Şaşırmadım. Güldüm. Konuşmadık konuşmak istemedik. dovmeye baktı. Bu ne demek dedi. 
"Ölen kızımın adı" dedim. "siren"
" Denizkızı siren gibi mi" dedi.
" Aslında sirenia olacaktı grup adı gibi" dedim.

Elimde bir kitap. Murathan mungan dağınık yatak. Hava buz gibi. Aylardan ocak olmuş. Dışarda oturup kitap okuyorum. djarum üstüne djarum içiyorum. Bu sefer gülümsüyor. 
"Nereye gidiyorsun" diyor.
 İşte buna şaşırıyorum. çoruma gideceğim ve bununla ilgili tek bir cümle kurmadım! Aptal aptal bakıyorum. Sözüm yok. Konuşamıyorum. 
"Bakışların çok tanıdık" diyebiliyorum çünkü öyle. ve Bir an korkmaya başlıyorum. Ya karakteri de y gibiyse?

Ve bir yaz günü. Kadıköy de catısma çıkmış. Elimde astım spreyi insanları biber gazından korumaya çalışıyorum. kepenkleri indiriyor içeri gir diye bağırıyor bana. giremem. Şu an insanları kurtarmam gerek. gaz o kadar kötü ve yoğun kokuyor kı. Yakıyor boğazımı. Kaçar gibi çıkıyorum caddeye. Tıpkı 2010 da mugla da olduğu gibi. Kendi astımımı unutuyorum.

Ve cameli ye döneceğim. Çok üşüyorum. Gidip kendime amon amarth baskılı bir sweatshirt alıyorum. Onu üzerime giydiğimde herşey değişiyor. sanki 18 yaşındaki zümrüt geri geliyor o simsiyah kılığın içinde... Neden diyorum içimden neden bu kadar geç kaldım neden? 
Ayaklarım beni ona götürüyor. Bu kötü bir hikaye olsun istiyorum aslında ama o da hikaye de gerçek. Ona sarılıyorum. Dakikalarca öyle kalıyoruz. ortam çok kalabalık. insanlar bakıyor. beni de onun kırıklarından sanıyor olabilirler. umurumda değil, umurumuzda değil.
" Burada yaşıyor olsaydım seni hiç kimseye bırakmazdım" diyorum. Ağzımdan çıkıveriyor. Gözleri gülüyor resmen.
" Bana telefonunu ver hemen" diyor. Veriyorum. Hiç arayacağını düşünmüyorum...

 İki hafta sonra telefon çalıyor. O arıyor. Elim ayağıma dolanıyor. 
"Aramazsın diye düşünüyordum" diyorum. 
"Buraya geleceğin günü bekliyorum" diyor. 

Aylardan temmuz. Gecenin koru. Eve gitmek istemiyorum. onu Aramak istiyorum. Beykoz da ailesiyle. Tamam diyorum ümidi keserek. eve gidiyorum. Yarım saat sonra bir telefon ve o karşımda...
Bu bizim ilk randevumuz ilk buluşmamız. İlk dışarda zaman geçirmemiz. İlk bayılana kadar içki içmemiZ ilk sabah 4 çorbamız. Güzel bir yaz yağmuru. Güneş doğarken yağmur yağarken aşık olduğum kadıkoy ve o. Daha ne isterdim. Daha ne isterdik. Hiçbirsey. Çünkü bu bizim ilk gerçek anlamda sarılmamız. Hiçbirsey ummadan hiçbirşey beklemeden doğal da olsa farklı isteklere kapılmadan. Bağlanmadan. 
Onunla ilk tanışan arif oldu. Bak arif dedim. Her kadına bir c lazım. Arif güldü yaptığım yanlış seçimlerden bıkmış bir surat ifadesiyle.
 Ve telefonla konuştuk onunla sonraları. Sürekli olmasa da haftada bir defa. Bu sefer farklı olacaktı. Çok farklı olacaktı.

Hava yine soğuk. ekim sonu olmuş. Tek başıma oturuyorum bir masada. Saçlarım papaz gibi. viskim geliyor. ondan başka kimse bilmiyor tahmin edemiyor ne istediğimi. işte Arkamda o. O kadar özlemişim ki. 
"Beni hiç mi özlemedin neden aylardır aramıyorsun" diyor kırgın şekilde. Konuşmak istemiyorum. Anlatmak istemiyorum. Bilsin istemiyorum. Çünkü eminim o da benim bilmemem gereken şeyler yaptı. 
"İki gün izin aldım kimseye söz verme olur mu" derken gerçek bir çocuk gibiydi. Cevap vermedim sarıldım öptüm ve gittim.
 Tam 2 gün. Sadece benimdi. Elimden tutmaya korkmuyordu. Sokağın ortasında çekip öpüyordu bu kadar küçük ve saçma şeyleri özlemiştim ben. Cesareti özlemiştim. İlişkilerimde hep erkek taraf olmaktan yorulmuştum. Sadece o gece birlikte kalabilecektik. Evime değil de evimize gidelim demesi ne kadar küçük birşey. Ama ben böyle küçük şeylerle yaşarım iste. Böyle severim ben. Dünyanın parasına değişmem su sözü. Evimiz... Biz...

Evet evimiz. Birbirini 500 yıldır tanıyan evli bir çiftiz meger. Konuşmuyoruz televizyon izliyoruz. Öyle saçma şeyler var ki. Onlara bakıyoruz. O evin erkeği. karısından sıkılmış. Ben de turk kadını. Eşim bana biraz ilgi gösterse ayaklarını bile yıkarım. Kadeh kadeh tekila içiyor. Evet kadeh. shot falan değil. Ve birden eski karısını ne kadar çok sevdiğinden başkası ile evlenirse çok üzüleceginden söz etmeye başlıyor...

Yılmaz aral eve her gece sarhoş gelirdi. Ve biz o kafa ile ne boklar yediğini ona bir güzel anlattırırdık ben küçükken. O yüzden antrenmanlıydım. 
"Sen özelsin bu eve gelen ikinci kadınsın" dedi. 
"İlki kimdi" dedim cevap vermedi. esasında merak da etmiyordum. bana neydi? ancak önemli bir detay vardı. Bu kişi Telefonunda bulduğum erotik mesajların sahibi banu muydu yoksa? 
"Banu mu" dediğimde öyle bir e tabi deyişi vardı ki... Bu ne dedim. 
"O kızı benimle mı aldatıyorsun?"
" Hayır teknik olarak biz seninle banu ile tanışmadan önce öpüşmustuk" dedi.
" Yani beni aldattın öyle mi? Anlıyorum, senden oturup beni beklemeni istemem. ben de seni beklemem. Ancak keşke en başından anlatsaydın."
 İşte o an sılkındı 
"sen beni sorguya mı çekiyorsun" dedi. Evet dedim ben de. 
"Şu an sarhoşsun ve bana istediğim herşeyi anlatacaksın." Güldü. "Peki"dedim 
"ben burada olsam ne olacaktı? Banu yu bırakacak mıydın?"
" Ben düzeni seven adamım dedi." 
"Yani?" dedim cevap vermedi. Ne evet dedi ne hayır. Hiçbirsey söyleyemedi. Öyle kaldı. Üzerimde bornoz saat sabahın beşi. 
"Ben anlayacağımı anladım" dedim. Ve diğer odaya gidip bir güzel yattım. Eskiden olsa ağlardım hıçkıra hıçkıra. Ama şimdi hiçbirşey koymuyordu. Yine mi dedim yine mi? Bu da mı yanlış? 
Hani benim o gençliğimde günlüğüme yazdığım adam? Hani oydu o? Ne kadar da benziyordu. Sadece gec kalınmıştı ve ben yanlış bir hayat yaşıyordum yine. Yine. Yine.
 Yine mi? Evet yine... ,
Gelip sarıldı bana. Ben de ona istemsiz. Uyumusuz. İlk defa ama yine aynı. 

Kasım olacak artık. Eli ellerimde. İşe gidiyor. 
"Sen buradan gidersin artık" diyor bana. 
"Neden geleyim ben de" diyorum 
"yok artık ayıp olur" diyor. işte bunu beklemiyorum

 Cameli soğuktu sözde. Kadıköy kutuptan farksız su an. aglıyorum. Aslında aglamıyorum. Gözlerim kendi kendine takılıyor. ip gibi. Upuzun bir ip ve bu ipin sonu yok. 
Bir yemek yiyorum. Sonra sigara. Sonra içki. Yağmur da yedim. Galiba ateşim var. İyisi mi hasta olmadan gocmek. 
Bir intihar mektubu. Sebep o değil. o sadece küçük bir etken. Ve intihar mektubumu yazarken bir yandan da depresyonda olan bir arkadaşımı intihardan vazgeçiriyorum. ironik. 
Günlerden cuma. Murat ilkan konserine bilet almışım. Bir uyanıyorum ölüyorum. grip olmuşum. Kalan 2 günüm yatakta geçiyor. Ve o sadece 2 kez arıyor. 
Gidiyorum artık. Starbucksta kahvaltı sabah saat8. 9 da uçağım var. Biliyor gideceğimi. Aramıyor. Mesaj bile yazmıyor. Kalbim artık kırılmıyor.
 2006 senesinde allahtan dilediğim adamı bularak ve ona gec kalmış olduğumu farkederek donuyorum köyüme.

 Ve o hiç aramıyor. Ben de aramıyorum. Elimde bir iki fotoğraf, bendeki izleri, o gün taktığım toka, üstümdeki ceket. Kokusu sinmiş üstüme. 
Unutmaya çalışıyorum. Bunu da unutacağım biliyorum. Yine yastığa sarılıp uyur evde onunla konuşur rüyamda onu görür adını santim santim her yere kazırım. Baktım geçmedi mı. İsminin yazılı olduğu bir kolye alıp onu takarım damgalı eşek tasmalı köpek gibi dolaşırım. Unuturum. 

Hem zaten o beni unutacak kadar sevmedi ki. Beni kim sevebilir ki? Neden sevsin ki?
o hayatta olan eski karısını anarak ölürken, ben toprağa gömdüğüm ilkim ile yaşayacağım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Anlat