sene 2000
8-c'de bir ingilizce dersi...
henüz en yakın arkadaşım olmamış ayzel. ama gene de sevdiğim biri.
abisi gence, sabah okula uğramış. ayzel'in okul kaydıyla ilgili bir şey görüşmek istemiş. zannediyorum kimlik fotokopisi gerekiyormuş onu bırakmış.
ingilizceden bir haber öğretmenimiz ablam demekten utanç duyduğum şahsiyet, herkesin içinde bağıra bağıra:
"ayzel! abin bugün okula geldi. kimliğini gördük. neden kandırıyorsun bizi? senin adın ayzel değilmiş!"
"şey... hocam"
oradan biri atlar
"neymiş hocam?"
"azer'miş" demesine kalmadan tüm sınıf kahkahayı patlatır! halil her zamanki gibi halil'liğini yapar ve
"azer bülbül yihahahah hahahah" diyerek gülmeyenleri de güldürür.
ayzel kıpkırmızı kesilir. başını önüne eğer.
bu tarihten sonra herkes onunla azer bülbül diye alay eder.
şu an bu sizin için çok bir şey ifade etmiyor olabilir. ama 14 yaşında bir çocuk için sınıf arkadaşlarının onunla alay etmesi gerçekten üzücüdür.
misal bana çok beyaz olduğum için hortlak derlerdi. önceleri ben de üzülürdüm. büyüdükçe üzülmem geçti, aksine lakabımı sevmeye başladım. ama bakın, büyüdükçe...
lisede hortlak'ı anımsayan da bilen de kalmamıştı.
ama azer hep sürdü. ve ayzel hep üzüldü. ve kendisine her azer diyenle kavga ettiği zaman o suçlu bulundu.
işte bu tarz öğretmen de değil insan müsveddeleri yüzünden çocuklarımız özgüvensiz yetişiyor.
ayzel belki de bunları anımsayıp hayat boyu üzülecek. biz de yazık ki onu hep öyle hatırlayacağız.
peki bu çakma öğretmeni nasıl anımsayacağız?
"ay em sipik şakır şukur ingliş o zaman"
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Anlat