küsuratlı bir rakam var elimde. yuvarlayalım. 1000 olsun.
1000 mesajdan ibaret kırık bir aşk hikayesi anlatabilirim, içinde iyi ve kötü her şeyi barındıran.
ve noktayı koymadan kendime bir intihar sahnesi yazabilirim. hikayedeki zümrüt'ü inançsız ve korkusuz biri yaparak.
çünkü kimse anlamasa da çok sevdim ben. hala ne yapsam bilmiyorum. aval aval yaşıyorum.
ve hala yemek yemiyorum.
kime yarar bu hikaye bilemem. rant mı sağlarım, hikayede adı geçecek insanların gerçek yüzlerini ortaya çıkarıp onları rezil mi ederim, hikayedeki zümrüt intihar ettiğinde kendim etmiş kadar mı olurum... esasında bunların hiçbiri olmaz.
isteyerek kimseye zarar vermem. bilmeden saçmalarım egomu tatmin etmek amacıyla. bunun sonucu bir başkasını yaralıyor mu diye hiç düşünmem. gerçek hayvan kadar karşıma geldiğinde vicdan azabı çekerim sanki düzgün bir dostmuşçasına...
hani diyorum ya benim gibi arkadaş zor bulunur, diye. yalan o. ben ne orospuluklar yaptım iki gram daha şişkin ego için. en baba sırları mı yaymadım, gizli kalması gereken şeyleri mi ortaya çıkarmadım, yoksa... neyse!
yaptım doğru.
ancak bir gerçek var. allah sevdiği kulunun cezasını bu dünyada verirmiş. hem de anında!
ben bir kalleşlik ettim. ve bunu kendime itiraf edip üzüldüm. o zaman insanlar bana dediler ki "senin suçun falan yok, özgür irade blablabla"
öyle olmadığını biliyordum.
kazık atmıştım birine. yanlış bir yerden. hassas bir yerden. allahın el üstünde tutulmasını emrettiği biriydi belki de...
ve ben o orospuluğu yaparken bile iyi kalpliydim. herkese yardım etmeye çalışıyordum...
ben ona kazığı sokarken, bir başkasına, bir yabancıya çocukluğunu armağan ettim. sevindirdim onu, büyüledim, çocukluğa dair hissettiği o saf temiz dünyayı ona geri verdim! bir tercihe sürükledim onu. ve o bocaladı.
ancak o bocalarken, ona armağan ettiğim dünya da bocaladı!
çünkü o dünya salaklıkla doluydu! aptaldı!
ve ortalık karıştı.
kalleş de olsam en saf en temiz bendim aralarında. herkesin iyiliğini isteyen, kimse hakkında kötü düşünmemeye çalışan, dardakilerin imdadına koşan.
o kişiye, o yabancıya, çocukluğunu verirken onu derdinden uzaklaştırmaktı amacım.
ancak onu mutlu ederken, arkadaşıma kalleşlik ettim ben. ve kimse bununla yüzleşmeme izin vermedi!
hiçbir alakası yok belki.
belki gerçekten ben kafamdan kuruyorum bazı şeyleri. belki de gerçekten allahın sevdiği kulu falan değilim ve sadece tesadüftü "ceza" olarak nitelendirdiğim şey.
ama ben ceza olarak gördüm, görüyorum. allah uyarmıştı beni sadece. bu dünyada uyarmıştı ki diğer dünyam sakata gitmesin!
belki de arkadaşım beddua etmişti bana, allah en sevdiğini alsın, demişti. ve sevgili kul olan oydu.
çok ağırdı.
A'dan oldum!
sebep yoktu, ben ölürken A da öldü. kendimle yüzleşmeme izin vermemişti, dolambaçlı yollardan kendi yüzleşti.
A benim yaşadığım acının yüzde kaçını yaşadı bilemem. ama suçluluk duymadığına eminim. çünkü erkek. arkasına bakmaz.
ben hala arkasındayım. bakarsa görebilir beni, ama sanmıyorum döneceğini.
bütün bunlar neyin nazarıyla vebalinin sonucu biliyorum işte. bu kadar yazı bu yüzden yazıldı.
ve benim yaptığım orospulukla yüzleşecek cesaretim yok.
arkadaşım, kendini biliyorsun. yüzüne söyleyemem bunu. soğuması gerek.
haklıydın. ama bunun vebaliyle yaşayamıyorum.
iki hafta oldu, ben ölüyorum.
özür dilerim.
seni bir yabancıya sattım. ve sıra o yabancıya geldiğinde onun durduğu taraf "arkadaşı" idi.
ben ona çocukluğunu verdim, ama o bana kesilen nefesimi geri vermedi.
hiç alakası yok biliyorum bu olayların. ama gerçekten üzgünüm. beddua ettiğini biliyorum. haklısın.
ama bu acıyla daha fazla yaşayamayacağım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Anlat