22 Mayıs 2012 Salı

oha

aşama kaydederek büyüyebilmeyi denemeye çalışıyorum. 17 yaşındaki zümrüt'ün kendine dair yazdığı kağıdı bulup onun üzerinden ilerlemek isterdim. ama bu kolaya kaçmak olurdu. üstelik artık 17 yaşında değilim. tam 26 yaşındayım ve ruhum şimdiden 86 gibi. 50 60 yaşımı düşünemez oldum.

çocuk gelinler çabuk mu büyür mesela? 13 yaşında bir çocuğu alıp bir adamın koynuna soktun, 14ünde bebek verdi. bebeğiyle beraber büyüyecek. ki büyük ihtimalle "bebekleriyle" böyle bir durumda bozulan psikoloji olgunlaşmaya sebep midir?

nereye varmaya çalıştığım malum. sürekli beynimin bir köşesini kemiren konular. bu kadar şeyin tesadüf eseri olmadığı. sürekli bir sorgulama girişimindeyim. önüme kim gelirse aynı soruları yöneltiyorum. artık insanlar bıktı.

ki bunları sormam bazı konulara karşı olmam, yapım itibariyle tasmayla bağlanmaya ya da bir evlilik cüzdanı ile sahiplenilmeye gelememden de kaynaklanmıyor.

tamamen tesadüf eseri bir araya gelmiş bir kaç cümleden ibaret!

zeka yaşım 17. ne eksik ne fazla. orda kaldı. pek akıllı sayılmam yani. aval aval yüzünüze baktığım zamanlar, hayati önem taşıyan konularda bile susup içimdekileri içimde bıraktığım zamanlar olmuştur. konuşmaya değer bulmuyorum insanları. işte herşeyin esas kaynağı bu hayatımı sadeleştirme duygusu.

çünkü uzun zaman oldu ve aldığım kararı uyguluyorum. hayatımın yakınlarına insan almıyorum. uzakta herkes, orada iyiler. bir iki kişi var onlar da belli insanlar. ve nasıl diğerlerini yakınıma almam mümkün değilse, onları da yakınımdan çıkarmam mümkün değil. böyle iyiyim ben.

ve şimdi tutup da bu şekil bir büyüme metodu seçersem hayatıma kimleri almak zorundayım onları düşündüm bugün biraz...

ortada fol yok yumurta yokken insanların gözlerindeki garip ışıltıları, tuhaf imaları, "e hadi ama" itelemelerini görmezden gelebilmek için neler vermezdim. o kadar çok insanla tanıştım ve o kadar çok mutluluğa aç bakışlar gördüm ki artık kim ve ne için yaşadığımdan bihaberim. ömrünü benim gibi insanları mutlu etmeye adamış bir enayi bile böyle durumlarda sus pus olabiliyor.


sadece bir kaç kare geliyor gözümün önüne.

anneannem huzurevinde yatarken sevgi'nin bir sabah kalkıp bana, "nişanlandım de de sevinsin kadın. hep senin düğününü görememekten korkardı" demesi ve benim "ben onu kandıramam" şeklinde karşı çıkmalarım, üç dört aya anneannemi kaybedişimiz...

mahkeme olayı açığa çıktığında yılmaz'ın hakaretlerle dolu telefon konuşması esnasında "arkadaşlarının hepsi evlendi, yaşın 30 oldu nereye kadar çocuk kalacaksın?" şeklindeki kendi seviyesine uygun sığ cümlesi...

boncuk'un ölümü...

aydın, seda, atilla, iskender ve murat'ı izlerken o sofrada düşündüklerim...

müberra ve vildan'ın bir iki cümlesi...


samimiyet ve saygı arasında ince bir çizgi vardır.

gözümü o çizgi üzerinde yumabiliyorum. arkama dönüp bakmıyorum bile. çünkü eminim. ben hep emin olmadıklarımda kaybettim.

toplu yaşamadığım için kaybettim, paylaşmadığım için. paylaşamam. bir de bundan emin olabilsem.

bunları neden yazdığımı bilmiyorum çıkıyor işte. kafam karışık. iki haftadır başıma gelmeyen kalmadı.

ancak bu sefer yalnız değildim işte. biri vardı.

kafamı karıştıran olay da bu!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Anlat