22 Mayıs 2012 Salı

bir gün

bencillik diye tabir edilen, bencillik sınıfına yerleştirilmiş esasında alakasız bir durum var. bunu nasıl anlatabilirim bir bakalım.


dünyanın en güzel yemeklerini yaptın arkadaşınla. harika bir sofra kurdunuz, tam o lezzetli yemekleri tadacaksın ki... rahatsızlanıyorsun. kusmaya başlıyorsun. doktor geliyor, ilaç yazıyor. ve sofradaki yemeklerin hiçbirini iyileşene kadar yiyemeyeceğini söylüyor.

oysa arkadaşın çok aç. ve oturup kendi başına yemeyi "bencillik" olarak anlamlandırıyor.

bunun üzerine kalkıyorsun. sen de sofraya oturuyorsun. bir çatal alayım derken miden yeniden bulanıyor. yemiyorsun. arkadaşın da yemek istemiyor, fakat sen sofrada oturup onu yerken izleyeceğini söylüyorsun. biraz isteksiz yemeye başlıyor. ancak sonra o kadar mutlu oluyor ki emeğini tatmaktan, sen de ona bakıp yemiş kadar oluyorsun. dahası mutlu oluyorsun onun mutluluğuna bakıp.


ne zaman iyileşeceğim bilinmez. çabalıyorum. çok kusuyorum. kusmamak için kendimi zorluyorum. ama sadece tadına bakmakta kalıyor iş. ve ben arkadaşımın aç kalmasını isteyemem ki? elbette karnını doyuracak.


bugün nihayet yemeğini yedi karşı taraf. üstüne de çayını içtikten sonra bir pişman oldu ki sorma. onun haline ben üzüldüm.

iki dakika sonra da onun gibi biri hayatımda olduğu için Allah'a şükrettim.


bir gün benim midem de düzelecek ve artık onun tek başına yemesine gerek kalmayacak...


yemek olayı tamamen bir örnekleme. olay göründüğünden çok daha karmaşık.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Anlat