26 Ocak 2012 Perşembe

biraz fazla

bugün ben ablam olacak orospuyu facebookta arkadaşlıktan sildim. bi daha eklememek üzere. ablalığını sileli çok olmuştu. "ne ablalığını gördüm ki" dedim silerken. ele yavız eve domuz tavırları beni kendisinden soğutmuştu çoktan. ama ben onunla beni bağlayan tek şeyi, facebook'u silerken epey düşünmüştüm.


bugün ben akşam üzeri uyanıp ocağa çay koyarken, twitterda "yeni yıla dair" dileklerini gönderen insanların cümlelerini okumuş olmanın verdiği kafa karışıklığını atlatmaya çalıştım. kimisi yeni bir araba diliyordu kimisi sevgilisi ile sorunlarının bitmesini, konservatuara girebilmeyi, ...eyi, ...eyi... vs vs.

ama benim böyle dileklerim yoktu. çok eskiden vardı sanki tam anımsamıyor olsam da. hani şu "burası neresi ben kimim"lemediğim zamanlar. ayık, uyanık, ölümden bi haber hissettiğim zamanlar.


bugün ben ocağa o çayı koyarken "biraz fazla" olgun olduğumu düşündüm. tanıdığım insanların her türlü sinirinin bağırış çağırışının bencilliklerinin sebebini 1 kilometreden hissedip ona göre alınganlık yapmadan çektiğim her koşulda onların iyi olmasını istediğim, kişilik bunalımlarından tutun gereksiz insanların onlara verdiği asabiyetin nedenlerine kadar anlayışlı ve tahammülkar davrandığım gerçekleriyle kabak gibi bir yüzleşme geçirdim. hep mutlu oldum ben insanların kendini bulmasına yardımcı olurken. 8. sınıftaki günlüğümde ne diyordum "bir kurs benimkisi. ben arkadaşlarıma dünyanın en sağlam dostluğunu gösterirken, onlara çevrelerindeki yalanı, çıkarı, adam satmacılıkları öğretiyorum. bir süre sonra bu kurstan mezun olup gidiyorlar. yetiişmiş ve yetiştirecek biçimde...." hatta o zamanki çevremden, sınıfımdan örnekler vermişim.

bu da onun gibi işte.


hayır bu güzel bişey. kendimle gurur duyduğum zamanlar da oluyor sırf bu yüzden. ama işin komiği kel ve merhem ilişkisi sanırım. ben yapamıyorum ben ayağa kalkamıyorum. kendimi yaşlı hissediyorum, konuşamıyorum, konuşmuyorum. onun haklı bir sebebi var, bu şuna kızmıştır. ben bunların hepsini biliyorum. gülümsüyorum. hadi hadi gençliğine ver diyorum ortalığı yumuşatmak için. ama tanımadığım insanlar gelip alakasız alakasız konuşunca da saygılı şekilde ağzının payını vermeden gidemiyorum. ben buyum. fazla sakin çünkü biraz fazla olgun.

fazla olgunluk 25'e göre bir şey değil. benim bu çağda deli olmam lazım. 18lik bela zümrüt değil elbet. ama sinir stres sahibi 45lik zümrüt de değil. öyle yaşlıyım ki... içime atmaktan. içimde düşünmek bir yerlere bağlamaktan...


ne diyor siz türkler? anlat konuş rahatlarsın. yok canım. bunları anlatmak daha da ağır. bunları birinin bilmesini, öğrenmesini izlemek korkunç. ürkütüyor beni bu konu hakkında konuşmak. hem kime anlatabilirim tam anlamıyla?

hem ona anlatsam zaten o kadar çok sorunu var ki... yazık ona.

buna anlatsam dinlemez.

şuna anlatsam güler küçümser eminim.

ötekinin zaten vakti yok

beriki nasılsın demekten aciz.

diğerlerine anlatmam saçma, algıları kapalı çünkü. zümrüt'ün bu gibi derdi olamaz o havai uçuk kaçık falan filan.


henüz delirmedim allaha şükür. ama ben bu "anlayışlılık" ile deliremem bile. hep kısırdöngüde kalırım herhalde. oysa tam delirme yaşındayım.

hacı 40 olunca napıcam ben? veya benim bu kafayla yetiştirdiğim çocuk 13üne gelince tsm sanatçısı falan mı olacak? ya da yıldız kenter'le aynı sahneyi mi paylaşacak?

aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa

imdat

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Anlat