anladım ki, arkadaşlıkların kaç senelik olduğu pek de önemli değilmiş. bu konuda ebru haklıymış. ve ben bana kazık atan insanları silmediğim için, her zaman sırtımda ağır yükler varmışçasına hareket etmişim. her zaman "o bana kelek attı, bu bana şunu yaptı" şeklinde gezinip bundan hayıflanıp buna üzülerek yaşamışım. üzerime düşeni, kendime karşı saygımla birleştirmeyi hiçbir zaman başaramayıp, hala daha "neden bu eleman bana kırgın" diye düşünmüşüm. hem de olay kabak gibi ortadayken...
anladım ki, hayat boyu, bir kez arkadaşım dediğim kişinin bütün mallıklarına göz yummamalıymışım. onu kırmamak incitmemek için söylemediğim her cümlenin, zamanla içimde bomba etkisi yaratabileceğini hep görmezden gelmişim. doğru yaptığına inandığı ve nerede durması gerektiğini bilmediği için o kişiler de hep tepeme çıkmış. hassas noktanın neresi olduğunu bir türlü anlamamışlar.
anladım ki ben artık eski zümrüt değilmişim. ben eski zümrüt olmadığım gibi ayşe de eski ayşe değilmş, fatma da eski fatma... artık gülmek eğlenmek çıkarsızca yaşamak yokmuş. herkes birbirinin kuyusunu kazarmış, ne yapsam da düşmesini izlesem diye düşünürmüş. ben gene de bunları görmezmişim.
anladım ki satıcılık, insanlararası ilişkilerin bir kıstası imiş. ve normalmiş. üç günlük insana satılabilirmişim ve bu kabahatten sayılmadığı gibi, bunu suç saydığım için esas sorunlu benmişim. bunu böyle kabullendirmek isteyenlere inanmışım.
anladım ki insanı en iyi arkadaşı bile defalarca yarı yolda bırakabiliyormuş. ölüm söz konusu olduğunda bile o en yakın arkadaş birden uçup gidebiliyormuş. bir başka arkadaş atanamadığıma oturup saatlerce benimle ağlarken, en iyi arkadaşım bunu dert edinmeyebiliyor, hatta sormayabiliyormuş. insanları olduğu gibi kabullenmemin ne kadar saçma olduğunu işte o zaman öğrenmişim.
insanlar değişir. biz de değiştik.
zaman zaman aynaya bakıp "bu ben değilim" diyorum. insanları küçümsüyorum, bir ukalalık almış başını gidiyor çoğu zaman. ve de pişman oluyorum böyle davrandığıma. belki hala toyuz, belki hala deli hala hasta... ama o eski pozitif delilik yok artık. gülmüyorum ben delirirken. zıplarken atlarken kendimi güvensiz hissediyorum. gülmüyorum.
artık hiç gülmüyorum. tedirgin yorgun bir ifadem var. insanlar bana neden çalışmadığımı soruyor. hatta kimisi bunun dedikodusunu yapıyor. umursamıyorum. yüzüme söyleyenler kötü niyetli değil, aksine samimi biliyorum. arkamdan konuşan da hayatımdan çıktı sonunda.
sonra da bana gene başka şeyler soruluyor. eee evlendin mi? eee koca buldun mu? eee bilmem ne mi? eeee şu mu bu mu? hadsiz gereksiz bir takım sorular..
çok mu seviyorsunuz da ilgilisiniz diyorum içimden. yine de umursamıyorum.
sonra diyorlar ki ben çok kötüymüşüm.
herkesin arasını açarmışım, sevgilileri ayırırmışım, dedikodu yaparmışım.
iyi de.. diyorum.. bana ne bu fikirlerden?
yine de en yakın arkadaşımın ayağa kalkıp "hayır yanlışınız var zümrüt kimsenin arasını bozmaz, yalan atmaz, o söyledikleri sonuna kadar gerçekti, aynı olayı ben de yaşadım" demeli bana göre
yine de insanlar sinirlerini yumuşak başlı arkadaşlrından çıkarmamalı bana göre
yine de takım ve siyaset kavgası yapılmamalı, herkesin kendi doğrusu olabileceği kabullenilmeli dostlar arasında... bana göre...
yine de karşımızdakini dinlememiz gerekir... bana göre değil, herkese göre... dinlemeyi öğrenmeliyiz!
git-gellerim çok. başım şiş bugünlerde.
ve burası neresi... ben kimim.
kim olduğumu bilmiyorum. ben de değiştim elbet.
ama kimseye de pislik muamelesi yapmıyorum.
nihayet anladım
çıkara dayalı olmayan ilişkiler lazım bize.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Anlat