29 Haziran 2011 Çarşamba

vicdanımın adını yeliz koymalı

hiç düşündünüz mü hayatınızdaki olumsuzlukların geçmişte yapmış olduğunuz hatalardan ama özellikle de aldığınız beddualardan kaynaklandığını?

hayatınızda hiçbirşey yolunda gitmiyorsa, neye elinizi attıysanız kuruyorsa, gülümseyerek uyandığınız her gün size eziyetlerle dolu bir gece vaadediyorsa belki de siz de bendensiniz demektir?

üniversiteye başladığım sene çok zordu benim için. param yoktu, çoğu zaman açtım. annem babam zaten yoktu. arkadaş yoktu, düşman çoktu elin köteklisinde. inek gibi ders çalışır hep düşük notlar alırdım. günden güne çürümeye başladım. ve bir süre sonra o nefret ettiğim hoca milletiyle muhatap bile olmamayı başardım. ta ki dördüncü sınıfa kadar. neyse bu başka bir hikaye...

o zor günlerde lisedeki öğretmenlerime yaptığım bir takım saçma tatsız şakalar, (misal hayriye hocanın altından sandalye çekmek, zühre hocanın oturduğu sandalyeye tebeşirle çarpı işareti koyup eteğinin arkasının hedef tahtası haline gelmesini sağlamak, ismet hocanın arkasından tokmak diye bağırmak ve o öfkeyle geri döndüğünde kahkahalarla kaçmak) bazı haksız olduğum kavgalar, yersiz edilmiş bazı ağır laflar (tarihçi kadriye hocanın "zümrüt sus kafamı şişirdin" demesi üzerine tutup "sahi mi dışardan hiç belli olmuyor" demem ve kadının sinirden morarıp çekip gitmesi, fizik kursunda beni susturamayan ismet hocaya "parasını veriyorum istediğimi yaparım" demelerim ohaaa yani oha)

şimdi bi baktım da listeyi yarıda kestim. çünkü bu liste bitmez. esas anlatmak istediğimin dışında bi yazı olur bu.

buna benzer olaylar çıkmadı işte aklımdan. yanlış yaptığıma karar verdim. tamam gençtik haylazdık asiydik ama onlar da kocaman insan yahu. bizim gibi onların da onuru haysiyeti var. onu bi de insanların önünde parçalamaya ne hakkım vardı ki...

şükürler olsun ki o dönem biri hariç (onun amk hayatımı mahvetti) hiçbir öğretmenimle küs ayrılmadım. hepsiyle güle oynaya vedalaştık. istisnasız hepsiyle. hatta güleren hocayla bi konuşmamız vardı ki hala kötü olurum anımsadığımda.

ama gene de özellikle bir konuda içimde kalmış şeyler vardı, var.

öyle ya çoğu hocamla okul sonrası hep görüşmüştük. ama onu lise bittiğinde bi daha hiç görmedim.

evet konumuz 11fen'in son biyoloji hocası yeliz sarıaslan...

kendisi bir ilköğretim okulundan tayinle gelen 27 yaşında, ilk lise deneyimini bizim aziz 11fen ile yapacak şu an zavallı diye tabir edebildiğim bir hanım.

kendisi ilk derste sınıfta terör estirmeye kalkmış çok değil iki hafta sonra benim egemenliğim altına girmişti bile. ancak ben gene de kadıncağızla uğraşmadan edemiyordum. dersin ortasında türkü okuyor, hocanın anlattığı ve kimsenin gülmediği yıldırım akbulut fıkralarını onun kendisine uyduruyor (bakınız:" sabile" şarkısını gazinodan isteyen bir yeliz hoca oha) soru sorarmış gibi yapıp dikkatni test kitabına yöneltip avcumdaki tebeşir tozuyla çantasını sıvazlıyordum. her dersin ilk 15 dakikası "yeliz hoca zümrüt'ün üvey abisini alır mı?"" ya da tuba'nın "hocam sizi pazarda bi erkekle gördük kimdi" sorularıyla geçiyordu. kadının ilk lise deneyimi berbat olmuştu. sırf benim okuduğum roman havaları yüzünden kadının bizim sınıfa giresi kalmamıştı

derken devran döndü benim biyoloji 84 geldi. 84,3 olduğundan 85e tamamlamayacağını söyleyen yeliz hocanın artık azılı bir düşmanı kesilmiştim. okuldaki nüfuzumu kullanarak her sınftan bir kişiye "hocam 85 verin" şeklinde yazdığım kağıtların derslerde ona ulaşmasını sağlıyor, sınıftaki öğrencilerin "hocaaam zümrüte 85 verin noooluuur" şeklinde yalvarmasını izleyip keyfimden dört köşe oluyordum.

olay babamın durumu nedense ciddiye alıp okula gelip kadından 85 istemesi ile patlak verdi. babam kızının üstün zekalı olduğu için hiperaktif olduğunu iddia etmiş. yeliz hoca da öğretmenle odasında oldukça kalabalık bir güruha bunu alaylı şekilde anlatırken tesadüf eseri içeri mihribanla girdik. şaşırdım. doğal olarak kavga çıktı. ama gene de üzerinde durmadım.

ve karneme tabi ki 5 geldi. sadece babam durumu abartmıştı.

komik gibi görünüyor değil mi? ama komik değil. tam 7 sene bu olayların azabını taşıdım içimde. ona destek olabilirdim dedim, en azından terbiyesizleşmeyebilirdim dedim. iş işten geçmişti oysa ki... bir iki kişiye sordum nerelerdedir diye. bilen çıkmadı.

sonra bir gün kpss iiçin gittiğim dershanede türkçe hocasına derslerde yapılan saygısızlıklar ve terbiyesizliklere şahit oldum... ve kadının ona rağmen çırpınışına ve pozitif yaklaşımına..

bir bakışından anlardım onun psikolojisini... yazmıştım bunu ayrıca.

o öğrenci sıfatındaki koca koca adamlar kadınlar adına ben utandım. kendimden utandım.

ve çok değil bir buçuk ay önce...

muğlada üniversitedeyiz. uyduyu görmeye gitmiştim. aylin aslım konseri vardı. akmnin önünde çimlerde oturduk konseri bekliyoruz. hava hafif soğuk gibi...

aramızda konuşurken önümüzde küçük bir kız beliriyor. sonra arkasını dönüp "aanneee" diyor.

annesi yanına gelip "hadi kızım gel" deyip elinden tutuyor. ama ilerlemiyorlar arkalarını dönüp bakıyorlar. sanki birini bekliyor gibiler.

işte o an kadın bi yerden tanıdık geliyor...

uydu'ya dönüyorum "şu çocuk sence kaç yaşında? en fazla 6 dimi?"

"yok ya 5 falandır... noldu ki" demesine kalmadan ayağa fırlıyorum. kadının yanına gidiyorum.

"özür dilerim" diyorum bana dönüyor

"buyrun?"

"çok affedersiniz isminiz yeliz mi acaba?"

"evet??" diyor soran gözlerle bakarken.

ne diyeceğimi bilemiyorum. ne denir. ne denilebilir...

"beni tanıdınız mı? ismim zümrüt.."

sanki der gibi gözlerini kısıp yüzüme bakıyor dikkatlice

"çok tanıdık geldin cidden.. zümrüt evet bi yerden ismin ve yüzün çok tanıdık"

hocam benim allah belamı versin. sen beni kimbilir nasıl hatırlıyorsun ki..

"şehit ersoy yorulmaz lisesinde öğrencinizdim. datça'dan" dediğimde irkiliyor!

"tamam! şimdi tanıdım!! aaaa ne yapıyorsun burda mı okuyorsun?"

yok mezun oldum işsizim 3 sene oldu klasik konuşmalarımı yapıyorum. üzülüyor. sınıftakileri soruyor bir ikisinin ismini anımsıyor yavaş yavaş.

"beni nasıl hatırlıyorsunuz? size zamanında çok eziyet ettim ben" deyiveriyorum

"ya gençtiniz o zaman olur öyle şeyler ne olacak" gibilerinden birşeyler söylüyor.

çocuğuna bakıyorum, şaşırıyorum. yıllar ne kadar çabuk geçmiş. nasıl yani...

eşi üniversitede çalışıyormuş, kendisi de ula'da görev yapıyormuş.

vedalaştık, gittiler.

helallik almış sayılıyor muyum ki??

ama işler yine boktan çıkmadığına göre kimbilir kimler var daha özür dilemem gereken...

kimler kimler...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Anlat