lise sona gidiyorduk. aziz bir 11fen'li aliye'nin performansı yine üstündeydi. kapının üstündeki duvara tırmanmış gelene geçene laf sokuyordu. o gün nedense canım çok sıkkındı (sebebi belli) ona eşlik edemiyordum. sınıfa gitme kararı aldım.
yanımda biri vardı. sumru olabilir. anımsamıyorum.
o esnada kapıdan bir arkadaş çıktı. ismini vermek istemiyorum. aliye'yi satışa getirmiş biriydi. aliye ona dik dik bakıp
"bir zamanlar bir arkadaşım vardı, köpeğim kadar olamadı" dedi.
o an arkamı dönüp "oha" dedim. yanımdakine "aliye çok pis soktu lafı" dedim. yanımdaki kişi sorular sordu bu konu hakkında, cevapladım.
benim de bir zamanlar bir arkadaşım vardı.
lise 1'de tanışmıştık. dünyanın en garip kızlarından biriydi. önceleri kavga ettik hatta dövüştük sınıfta. sonra arkadaş olduk. her şeyi beraber yaptık o senelerde. birbirimizi kolladık, koruduk.
sonra okul bitti. uzun zaman göremedim onu. derken yeniden başladık arkadaşlığımıza.
ben okula gidiyordum o aralar. o da çalışıyordu. zamanla büyüdü, kendini geliştirdi.
ama sonra değişmeye başladı.
olumsuz değişti. olumlu da değil. gözlerimin önünde bir anda yitiverdi bi yılbaşı gecesi kaprisleriyle.
uzun süre konuşmadım onunla, konuşamadım. yakıştıramadım.
sonra elbette kaç senelik arkadaşlığı çöpe atamadım. yine bir araya geldik. yine değişti. yine uzaklaştı. ve hatalar yapmaya başladı kendisine karşı. ben bu hataların nedenini ararken o hep yalanlarla günü kurtarmaya çalıştı. ve benim gibi saf bir insanı da güzel kandırdı.
derken bir aralık gecesi bir telefon geldi lüzumsuz bir insandan. bana arkadaşımı anlatıyordu. neler olduğunu. ne yaptığını. neden yaptığını...
beynimden vurulmuşa dönmüştüm. bir anda affediverdim onu.
sonra suçu kendimde aramaya başladım!
ben kötü bir arkadaştım. onunla ilgilenmemiştim. o bana güvenmiyordu ondan anlatmamıştı.
artık her şeyi biliyordum. ve bildiğimi o da öğrenmişti. çok ağlamıştık.
konuyu kapatma kararı aldık ama gittikçe dallanıp budaklandı. çok şey oldu. çok şey.
ve bana hayatta atabileceği en büyük kazığı attı bir gece. kendini savunma biçimi de en az kendi kadar cahilceydi...
bilgisizdi, doğru
cahildi, doğru
tecrübesizdi.. o da doğru.
ancak bu beni hastaneye götürmek yerine tanımadığı iki erkeğin iç çamaşırlarımla denize sokmasını izlemesinii gerektirmezdi.
ama toydu. ve ben ölmemiştim.
o yüzden onu affettim, kendimden önce!
şimdi düşünüyorum da; ya ölseydim? o bunun vebalini alır mıydı?
beynimin gerisine attım çoğu şeyi. sustum, unuttum. ve bir gün patladım artık. bütün kötekli mahallesi çınladı bizim sesimizden.
ama anladı beni.
sonra yine, yine, yine aynı olaylar. ama diyordum anladı beni...
az önce farkettim ki yok. cidden arkadaşlık dostluk yok. kabahatlerini bir insanın yüzüne vurduğunda sürekli özür diliyorsa ve aynı şeyleri gene yapıyorsa bunun dönüşü de yok. dayanamıyorum artık ben.
düşünüyorum. sadece onunla da alakalı değil. neler neler oldu neler yaşadım ben. hiç kimse yoktu! hiç kimse! yine yok!
ebru çok söyler bunu. bir insanın sıkıntılarını dertlerini dinlersin dinlersin dinlersin... düşünürsün kafa patlatırsın. çözmeye çalışırsın. ama sıra sana geldiğinde puf diye yokoluverir çoğu insan. yok olmayanlarını dost olarak benimsersin. taviz verisin, satılırsın. aynı özveriyi ondan görmezsn. görmeye görmeye insan kör oluyor garip bir yaratığa dönüşüyor. işte "dost" değil "fos" tur onlar! onun varlığı ve yokluğu bir ise neden sırtımda taşımak zorundayım?
ben sizin zannettiğiniz kadar güçlü değilim. çok yaralı ve bedbaht durumdayım. ve elin insanı değil de öz kardeşlerim yaralıyorsa beni daha ne kadar üzülebilirim ki.
biz her şeyi beraber yaptık. her şeyi. her zaman beraberdik, yan yanaydık.
şimdi ne oldu?
bir karar almıştım "artık hiçbirşeyimi anlatmayacağım insanlara. nasıl olsa dinlemiyorlar. dinleyen de ukala ukala konuşup canımı sıkıyor." demiştim. ancak onu dahil etmemiştim ki.
doğru dinlemiyordu. ama ben gene de anlatıyordum.
çünkü; dinlediğini düşünmek beni mutlu ediyordu!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Anlat