şimdi ben hani yaşlandım ya artık 25 oldum (oohaa) o yüzden bugün biraz yaşlılık taslayacağım. konu tabi ki her kemale ermiş insanın söylediği başlıca tabir "benim zamanımda...."
böyle görüyorum gençleri. gezip tozuyorlar falan. imreniyorum yahu.
hani diyorlar ya: "gençler bilebilse, yaşlılar yapabilse"
aynen o hesap
benim zamanımda: gezip tozamazdım ben. çünkü param yoktu. birileri "hadi şuraya gidelim" dediğinde ben bi bahane bulur kaçardım. ve bahanem de çoğu zaman hukuk dersleri olurdu. aparta gider eşek gibi ders çalışır gene de yüksek not alamazdım. hoca derdi ki "benim dersimden 70in altında alan geri zekalıdır" evet geri zekalıydım. millet tek gece çalışır 80 90 alırdı. ben aylar önceden başlardım 60'ı zor bulurdum.
benim zamanımda: babam bana haftada 20 lira para gönderirdi. bununla geçinmemi beklerdi. bu paradan 1 lira ayırırdım ben. 19 llirasıyla bim'e gider alışveriş yapardım. 50 kuruşla otobüse biner kötekli'ye giderdim. kalan 50 kuruşu da önümüzdeki hafta para yatırdığında merkeze gitmek için kullanırdım. çünkü o zaman kötekli'de ve kampüste iş bankası bankamatiği yoktu. merkeze gitmek zorundaydık.
gene böyle bir hafta perşembe günüydü. perşembe günleri 9 saat dersimiz olurdu bizim. sabah iktisata giriş dersinden kovulunca siyasal düşünceler tarihi dersini beklerken kahvaltı yapalım dedi bir kaç arkadaş. ben de öyle gittim arkalarından. ne diye gidiyorsam...
millet aldı poğaçasını böreğini... benim cebimde bir çay bile alacak para yok.ve kahvaltı yapmama rağmen açım... arkadaşın birinin yanlış anımsamıyorsam yumurtaya alerjisi vardı. poğaçanın üstünde yumurta sürülen yerlerini koparmış tabakta bırakmıştı. bir an o artıklara bakıp "çaktırmadan alıp yesem mi" diye düşündüğümü çok iyi anımsıyorum. ve bu konuda ciddiyim.
bir çay bile iiçemeden derse girdik. derste açlıktan bayılayazdım. başım ve midem o açlıkta senkronize olmuş bana eziyet ediyordu. işte o an kızlardan biri yanıma yaklaşıp üzüntüyle
"sen açsın değil mi?" dedi.
"yok hayır sanırım midemi bozdum" dedim ama ne derece inandırıcıydı bilemiyorum.
o yaşadığım utancı hiç unutmadım.
sonra babama söyledim. param yetmiyor. aç kalıyorum dedim.
bana "kontör almayıver" dedi...
ağzıma gelen bütün küfürleri sıraladım. hıncımı alamadım sandalye kırdım odanın içinde.
göt kadar bir oda...
biz çok fakirdik değil mi yılmaz?
o kadar fakir olduğumuz için ben muğla'nın en pahalı yurtlarından birinde kaldım zaten!!!
oranın parası nerden geliyordu?
peki benim babam neden oğluna düğün yapmak için dünyanın parasını saçtı da bana verecek 5 lirası yoktu?
üniversitenin 2 ya da 3.yılındaydım.
bir çıkış yolu arıyorum bu duruma. burs arıyorum fellik fellik.
krem milyoneri sevgi ile canım oğlum temalı yılmaz'dan hayır yok çünkü.
bir pastanenin önünden geçiyorum.
yılbaşı mı ne yaklaşıyor. pastaları dizmiş çalışanlar.
hiç abartmıyorum, bir sezercik edasıyla
"bir gün ben de yiyeceğim" dedim. yürüdüm gittim.
o an çok da acı vermiyordu ama şimdi geçmişe bakınca öyle koyuyor ki bu gibi anılar.
çünkü çok maddi zorluk çeken aile gördüm ben. çocuklarını okutabilmek için var güçleriyle çalıştılar. o çocukların hiçbirşeyi eksik olmadı şükür.
fakir geçinen bir arkadaşımız,( isim vermiyorum, üstelik başbakanlık bursu çıkmış bir arkadaşımız oluyor kendisi) her gece barlara en az 100 kağıt bırakırdı. para fazla gelince şaşırmış biraz sanırım. insan düşünüyor yahu o aile bir yerden buluyor ama çocuğun harcadığı yere bak...
sonra dayanamadım 4. sınıfta öğrenim kredisi bağlattım kendime.
ve geri ödeme zamanı geldi. ödeyemedim.
ve bana o anne ve baba soruyor "neden aldın ki sanki ihtiyacın mı vardı?"
ben açtım.
siz görmemekte ısrar ediyordunuz.
"sen esrar kullanıyorsun, sen kontör alıyorsun"larla geçti ömrümüz.
devletin o 1800 liraya ihtiyacı yok.
ama benim vardı! ve aldım, ve harcadım!
ben o parayla karnımı doyurdum.
şimdi sen o parayı geri ödemişsin çok mu?
az bile. çünkü suçlusunuz.
benim derdim kıyafet, ayakkabı, makyaj malzemesi değildi.
benim derdim ekstradan bir iki ekmek alabilmekti. ev dışında okulda da karnım acıktığında bişeyler yiyebilmekti.
benim için harcamadığın parayı allah sana öyle ödetir işte.
benim karnımı doyurduğuna say.
sen bir iki gün oralarda "köfteci ramiz"den yemek yeme de evde oturup benim gibi makarna ye, sen de cebindeki üç kuruş parayı ona buna yedireme de öyle çıksın gitsin cebinden.
oh olsun size.
sevgili çocuklar
benim zamanımda: aileden böyle intikam alınırdı
ama sizin aileleriniz size baktığı için intikam almanıza gerek yok. sevin sayın onları. ne de olsa aile.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Anlat