eskiden ayakta tek başına durmak o kadar da batmıyordu bana. annem babam gene yoktu. ama arkadaşlarım vardı. dağ gibiyim, yıkılmam derdim.
babam ben 16 yaşındayken üvey abi namzetini yanıma getirmiş, saçmalıyordu
"bak kızım, ilerde biz annenle bu dünyadan göçüp gideceğiz. senin yanında kalacak olan tek kişi murat olacak. tamam sıkı fıkı olma. ama kabul etmesen de o senin abin. az da olsa konuş, görüş. ilerde yardıma ihtiyacın olduğunda o koşacak"
"benim kimseye ihtiyacım yok. murat'ın amk. o benim abim falan değil. senin oğlun olması benim kardeşim olduğunu göstermez. hem zaten sen hep onu sevdin, her zaman onu seçtin. şimdi de aklın sıra ikimizi beraber mi götürmeyi düşünüyorsun."
"hayır zümrüt. benim canımı sıkma. ne ilgisi var? şimdi böyle diyorsun ama ilerde yanında birini isteyeceksin. bu arkadaş, sevgili, eş dost olayı değil... ailenden biri."
"benim hiç kimseye ihtiyacım yok. bunu anlayamadınız hala. yahu şimdi yanımdasın sözde. çok mu yararın dokunuyor bana? sen aradan 1 sene geçmiş olmasına rağmen hala ablam ve lgs hakkında laf sokmadan bir gününü bile geçirmiyorsun. hadi sen çalışıyorsun para veriyorsun diyelim. ya annem? tantana yapmaktan kavga çıkarmaktan başka ne biliyor?"
"zümrüt sana bişey demiyorum tamam kes. yalnızlık allah'a mahsus. bunu da unutma. biraz daha büyüyünce anlarsın"
"biraz daha mı? eminim annemin ve senin 16 yaşınıza kadar yaşadıklarınızı toplasam benimki kadar etmez!"
meğer babam ne kadar haklıymış. (şimdi söylesem kıçıyla güler bana eminim. daha da eve kapatır beni. çünkü zaten benden evlilik, çocuk beklediği yok.)
babam haklıymış.
çünkü o zaman hayatımda ne olursa olsun paylaşabileceğim arkadaşlarım vardı.
bir ayzel vardı mesela. az çekemezlerdi bizi okulda. öğretmenler de dahil. sonradan çıldırdı, kişilik değiştirdi, başımı mafyayla belaya soktu geri zekalı... seneler sonra onu arayıp bulduğumda dine düşmüş ve kendini kaybetmiş bir "azer" buldum. sanki evrim geçirmişti.
bir yeşim vardı mesela. o benim ayzel'den sonra en sevdiğim arkadaşım en toz kondurmadığım insandı. hani nerede şimdi? düşünüyorum da küsmemizi gerektirecek kötü bir olay bile yaşamamıştık. üstelik düğününe bile davet etmedi beni. ha düğüne davet edenleri de gördük o da ayrı da, cidden kavga bile etmemiştik biz onunla ya.
sumru vardı... biz onunla neler neler yapmıştık. en basitinden lise koridorlarında kolkola girip öğretmenler odasının kapısına doğru seke seke "alsak alsak bedavayaaa, çay alsak bedavayaaaa, bonus kartla merali de, verseler almam bedavayaaa" diye şarkı söyler, şarkının sonunda kapıya tekme atar kaçardık. illallah derdi insanlar ikimizi görünce. yazık oldu.
sonraaa pazartesi günü eve bi kağıt geldi
"borcunuzu 7 gün içinde ödeyiniz, icra.. hacze kabil... tazyik hapsi... 3 ay ila 1 yıl... mal beyanı... bildiirim... 1780 lira..."
hesaplar problemli.
annem ve babamın telefonu "unuttukları için" kapalı.
olayın ciddiyetini bilen sadece 3 kişi, isimleri belli...
iyiliklerimde karşılık aramam ama sorumsuzluğu yüzünden karşılık ödemesi gereken bir köpeğe haber verdim. umursamadı. eminim arkamdan havlamıştır bol bol.
neyse güç bela para bulundu, yatırıldı vs.
ve kimsenin umurunda değildi.
"icra" desem "a" dedi biri,
"hapis" desem "b" dedi...
"annemler böyle" dedim "o değil de..." dedi bir başkası.
sonra gördüm, "a" diyene "nasılsın" diyenleri...
para istemem asla kimseden. bazıları gibi 195 liraya satılık değilim.
biraz ilgi. biraz kendi sorunlarının arasına bir cümle sıkıştırmak "nasılsın zümrüt?"
çünkü ben dinlerim sorunları, üzülürüm, çare ararım uyuyamam.
mihriban çok iyi bilir bunu. gecelerce uyumadığım günleri...
gene anlat, anlatma demiyorum. her zaman burdayım...
ama çok zor değil. "nasılsın zümrüt?"
nasılsın?
nasılsın zümrüt?
ve ben sana cevap vereyim. arkadaşım olduğun için
"iyi değilim... hiç ama hiç iyi değilim!"
cidden yalnızlık Allah'a mahsusmuş. ben bugün bunu anladım.
arkamdan "oh hapse girsin" diyenleri görüp,
aslında güzel haberlerimi dinleyecek hiç kimsem olmadığı için.
ve dayanamadım birine haber verdim.
tepkisi önemsememekti.
biri var ki, onu üzmek istemediğim için henüz hiçbirşey anlatmadım. o kendini çok iyi biliyor. çok fazla uzakta olmasa da uzakta çünkü. kendi sorunları yetmezmiş gibi başkalarının sorunlarını da üstlenmiş durumda.
bir de volkan erişoğlu var. bana bugün mesaj atmış, nasıl olduğumu sormuş. sağolsun.
bi karar aldım. artık sorsalar da söylemeyeceğim.
belki içimi birilerine dökmeden yaşamak zor olacak ama şu an yaptığım zaten ne ki başka?
kimse beni arayıp sormasın bundan sonra. ben kötü bir insanım. hoş zaten umursadığınız yok. öyle kalsın ok mi? bozmayın rahatınızı...
ayrıca isteyen istediği yerinden üzerine alınabilir. berbatım, üzgünüm ama kapris çekemeyeceğim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Anlat