aylardan sonra aynaya baktım bugün. şişmiş, morarmış gözler, kabuk bağlamış bir surat, kabukların arasında yığınla sivilce, darmadağın saçlar, uzamış kaşlar, bıyıklar… ayrıca şişman yanaklar, kocaman bir gerdan vs
esasında alışkın olduğum “ben” bu idi. sıfır makyaj sıfır bakım. alelade saç toplama şekli. ve yüklerden arınmış bir hayat. sonra zaman geçtikçe değiştim. dış görünüşüm değişti. ilk kez fön çektirdiğim günü bilirim mesela. üniversiteden mezun olmuştum. bi iki hafta sonra evimde tuvalet boruları patlamıştı. mihriban’da kalıyordum. değişiklik olsun diye merkeze gitmiştik ve zihni derin’in içindeki kuaförde fön çektirmiştim. güzel de olmuştu.
sonra kişiliğimin değişmesine şahit oldum. herşeye bağırıp çağırıp hakkımı ararken birden susmaya başladım. kimi zaman hoşgörüyle yaklaştım insanlara. ve zararlı çıkan ben oldum.
sonra lise sonda yazdığım bir kağıt geçti elime. belki çok megalomanca ama kendim hakkında yazdığım bir yazıydı. o gün esas benliğime dönmeye karar verdim.
22 yaşındaydım. artık “teenage” değildim. ortaya garip bir yaratık çıktı.
olmadı. kendimi dinlerken gene kendime yamuk yaptım. bazı şeyler benliğimin de o kağıtta yazanların da üstüne çıktı. hayatım kaydı. dengeyi bulamadım.
çözümü alkolde aradım. sarhoş olamadığımı anladğımda çoktan komaya girmiş, akyaka’nın serin suyunun dibine, iç çamaşırlarımla, tanımadığım bir adam tarafından sokulmaktaydım. oysa benim deniz fobim vardı. ve beni o adamla başbaşa bırakan en yakın arkadaşım mihriban’dı…
başka maddelerde aradım çözümü bu sefer. gene olmadı. başka insanların ağır madde diye tanımladıkları mallara güldüm. çok mu görüp geçirmiştim yoksa..
ama gene de çocukluk yaptım. layığımın çok aşağılarına indim yahu. düştüm. düşük insanlarla muhatap oldum. onları hayatıma kattım onların kendilerini bir bok zannetmesini sağladım.
hala daha öyledir. datça’da yalnız kalan, arkadaşsız kalan evde sıkılan gelir bana sarar. üstüme basıp bir yerlere gelmeye çalışır. üzücü. hem benim hem onların açısından.
ve en sonunda o kağıdı aldım tekrar. bir bir çizdim üstünü. bu da gitti, şu da bitti dedim tek tek. bu sefer ağlamadım ama üzüldüm, ama koydu.
dokuz aydır bomboşum. yedi aydır yastayım, yedi aydır büyüdüğüm evde, ilçedeyim. ve işte hayatım, gençliğimin son yılları yaptığım hataların bedeliyle kendimi cezalandırarak geçiyor.
genç olduğuma inanamıyorum. 25 yaşıma henüz girmedim bile. yaşıtlarım neler neler yapıyorlar ya ben? silkinip kendime gelsem ne olacak? gene birşey yapmıyorum gene yapamıyorum. elimden hiçbirşey gelmiyor. ve istemiyorum da zaten.
hayalim yok, amacım yok. ölü gibiyim.
esasında hayatın bu olduğuna da inanmıyorum. bu yaşadığım hayat gerçek olamaz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Anlat