6 Şubat 2011 Pazar

14.bölüm: benim sonum

İngilizce bilmediğimi biliyordu. O yüzden düşüncelerini ingilizce yazmak istedi. Sırf biraz uğraşayım çabalayayım onun için diye. Çünkü ben hep hazıra konmuştum onunla ilgili her konuda. Bana olan sevgisinin hiç tükenmeyeceğini, ömür boyu benim için koşturacağını çok iyi öğrenmiş ve hatta bunu kullanmaya bile başlamıştım. Aslında suçlu oydu. Nankör olduğumu bile bile her zor durumumda yanıma koşmuş, yanımda belirmiş, hiçbir şey yapamasa bile sözleriyle beni teselli etmişti.

Geç de olsa bunun farkına varmıştı artık. Kullanıldğının, buruşturulup atıldığının. İş bitince kapıya konulduğunun. Ve ona yüklediğim işlerin. Gerekli gereksiz. Karşılığını vermeden. Karşılığının onun için beni görmekten daha eşsiz birşey olarak ödenemeyeceğini bildiğimden...

Bu yüzden türkçe yazdı işte. Herkes görsün herkes okusun herkes aşki mevzuyu anlasın diye. Kahramanları, kişileri bilemezlerdi doğru. Ancak içinde bulunduğu açmazdan belki kurtarabilirdi insanlar onu.

O beni çok sevdi. Benim başkasını sevdiğimi ona milyonlarca kez anlatmama rağmen o beni çok sevdi. Karşılık beklemeden sevdi. Karşılığı olmadığını, olmayacağını adı gibi bildiği halde sevdi. Sevdiğim kişiyi hiç kıskanmadı. Aksine mutluluğum için de çabaladı. Çoğu zaman gördüm bunları. Ama görmezden geldim. Geldim ki koşturmaya daha çok devam etsin. Bir şekilde kalbimi kazanacağını umut etsin...

Arkadaşlarıyla paylaştı bu açmazı, duydum. Akıllar verildi ona mantıklıca. Dostları ona doğru yolu göstermeye çalıştı. Gerçekleri zaten görebiliyordu ama kalbine söz geçirmesi mümkün değildi. Düştüğüm durumları en iyi o görüyor belki de bir nevi acıma duygusuyla karışık bir sevgi hissediyordu bana. Haketmiyordum. O bana göre değildi ama ben ona bunu daha değişik bir şekilde açıklayıp hayatımdan çıkartabilirdim. Ama ben onu kullandım. İşte bu nedenle onun o buzdan sevgisini hiç ama hiç haketmedim!

Benim için dünyayı yıkardı. Elinden gelen herşeyi yapardı, yaptı. Aklından bir an olsun çıkarmadı o kötü günlerimde. Koştu, koşturdu, aradı, arattı... Her şeyi yaptı. Ama ben nankörüm. Göremedim işte.

Canım sıkıldı, ayakbağı olmaya başladı bana. Sudan bir sebep bulup kendimden uzaklaştırmak zorundaydım. Ancak o kadar mükemmeldi ki bana olan sevgisi ve davranışları, o sudan sebebi bile bulamadım. Yanlış giden bir şey yoktu. Ağzımda birşeyler geveledim. Sinirlendim, bağırıp çağırdım. Çok küstahlaştım belki de. O söyleyeceği çok söz olmasına rağmen hiçbir şekilde karşılık vermedi. Gülümsedi aptalca sözlerime. Ne yalan söyleyeyim seviyeme inmedi. Esaslı insanmış.

Tasını tarağını toplayıp gitme imkanı yoktu, datça'nın yerlisiydi, gidemezdi. Uzaklaştı maneviyatıyla. Kimi zaman kendimi yalnız hissetmeme yol açacaktı belki. Belki de zor günümde yapayalnız kalacağım. Ama haklı ve hiçbir zaman ona söylediğim ağır sözleri hakedecek bir şey yapmadı. Ben yaptığına inandım sadece.

Seviyordum da oysa ki... İçimde ona karşı naif ve şirin bir sevgi vardı. Ama o oburluğu ile sevgimi yok etti!

Meğerse sandığım kadar geri zekalı değilmiş. İşler düzeldikten sonra o da benimle konuşup arkadaşlığımızı bitirmek istediğini söyleyecekmiş. Sikimde olmadığını söyledim ona. Zamanla doğruları anlayacağımı bilemezdim. Yazık oldu.

Ben herşeyini kaybetmiş, geri zekalı bir insanım. İnsanlardan o küçümsediğim hamamböceği misali kaçarım kaçarım kaçarım! Kendimi toplumdan önde zannederim ama değilimdir. İçten içe bunun da farkındayım. Ve süslü lafların arkasına saklanıp iç dünyamı korumaya çalışırım. Sorana da ben çok zekiyim falan filan derim. Kulağıma geliyor bu huylarımdan nefret ettiğiniz, haklısınız da...

İşte bu salakça düşüncelerim doğrultusunda onun bir gün kendisine belirtemediğim hatalarını(!) anlayıp aynada kendi suratına tüküreceğini söylemiş, hayal ve temenni etmiştim.

Şimdi aynaya kendim bakıyorum da...

Tükürebileceğim ne bir yüzüm var, ne sıfatım, ne de vasfım.

Küçümsediğim böcekler kadar vasfım olmadığı gibi, sıfatım da yok....

Elveda.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Anlat