Bok gibi bir hayat işte. Herkes sorunlu. Herkes sorumsuz.
Ve başkalarının sorumsuzluğunu genellikle biz "aslında sorumlu olmayıp sorunlu olanlar" çekiyoruz.
Öyle bir boşluk öyle bir acı ki... O yere hiçbir derdimi koyamıyorum. Dolmuyor. Olduramıyorum. Dahası dayanamıyorum.
Önceleri başeder dedim. O neler atlattı bu da geçer dedim. Ancak gün geçtikçe yanıldığımı anladım. Giderek eriyordu karşımda. Rengi solmuş, koşturmaktan harap düşmüş, kullanılmaktan bıkmamış garip bir yaratığa dönüşüyordu. İnsanlıktan çıkıyordu. Sabah uyandığında ayna karşısına geçip "ben güçlüyüm, ben aşarım, yenilmem" deyip, bir mesajla evden uçarcasına çıkıp "sevdiğinin" yanına giden, gecenin bir köründe yine çökmüş bir şekilde eve gelip hüsranla sabaha dek ağlayan oydu. Benim canımdı, herşeyimdi.
Belli etmek istemedi bana hiç ama karşısında her belirdiğimde yalvaran gözlerle bana bakıp yardım istemesi öyle acıklıydı ki... Bunu her gün her saniye yaşamak, onun kahroluşunu üzüntüsünü izlemek, yaşayan ölüye çevirdi beni de. En az onun kadar acınılacak haldeydim. Çıkamıyorduk içinden... Çıkılamıyordu içinden.
Sevgi, sevmek öyle kötü ki. Hele hele karşılıksız olanı seçmek insanın ömrünü bitiriyor. Yol yakından şapkayı alıp gitmeyi bilmeyen, buna cesaret edemeyen biri için sevgi dünyanın en nefret edilesi duygusudur herhalde. Hele bir de sevdiği üstüne basıp geçmeyi marifet sanan biriyse...
Yanında varolmasına da gerek yoktur. Bir mesajı yeter, bir araması yeter. Facebook'ta paylaştığı dandirik bir videonun altına yaptığı saçmasapan bir yorumu yeter. Ağzı kulaklarına varır bizim saftirik aşığın. Hayal dünyasına çıkar yeniden. "Böyle olsa böyle olur muydu ki"lerle hayat geçer. Gerçekler unutulur. Böyle olsa değil de böyle neden olmuyor diye düşünemez insan.
Yazık ki çoğu zaman kadınlar düşer bu hale. Yazık ki çoğu zaman kadınlar anlamaz önlerinde duran KABAK gibi gerçeği. Yitip gitmeyi göze alırlar sırf "o" mutlu olsun diye.. O... O hayatın anlamı.
Bizimki de böyle bir saftirik işte. Bu kafayla nasıl bu kadar popüler olduğunu aşık olduğu geri zekalı bile anlamıyordur eminim. Tek bildiğim onun kendisi olmadığı, inşaa ettiği hayatı bu kafayla kurmadığı. Çünkü zaten aklı gidip gelen bir tip bizimki. Yeni doğmuş bebek gibi masum değil. Çok yaralı, çok görmüş geçirmiş, çok büyük acılar çekmiş, yaşıtları erkek kovalarken, kıçını açıp ona buna göstermeye kalkarken o bir maneviyat peşinden gidip kendini aramış ve bulmuş. Şimdi böyle aptalca bir olay, böyle rüzgardaki toz tanesi etmeyecek bir mesele, bir aşk onu nasıl savurabiliyor nasıl bunu düşünebiliyor algılayamıyorum.
İşin kötüsü ben onunla konuşamıyorum. Çünkü beni duyabileceği o iç sese sahip değil. Sadece yanındayım ama ona acımaktan başka birşey gelmiyor elimden.
Korkunç. Çünkü "o"nun için, onun mutluluğu için herşeyi göze almış bir insan bizimki. Ve bu uğurda kendi aşkını feda edebilecek kadar da yürekli. Ancak onun aşkı, "o"nun için devede kulak bile değil. İşte bizimki de bunun farkında değil. Çünkü içi çok dolu. Anlatamayacağı kadar dolu. Kendine bile anlatamayacağı kadar dolu.
Peki bu nasıl geçer ne yapmalı?
Yapmadığımız şey kalmadı. Neler neler. Uzaklaşmak, kadere bırakmak, hayata atılmak, başka meşgaleler bulmak... Bu korkuyla hayat geçmez ki.
Tam dedim ki bitti. Gitti. Ama bitmedi, gitmedi. Gitse ne olur içinde bitmedi!
Yeter sandım, ama yetmedi!
İlgin yetmiyor, sevgin yetmiyor, sen bana yetmiyorsun. Sen beni görmüyorsun. Huzuru bulmak istediğim yeri biliyorsun, ama oraya beni almıyorsun, alamıyorsun. Benim ise nefes almadığımı anlayamıyorsun!
Bunun sonu elbet kötü. Ancak bizimki bunun da farkında değil.
Yaşanılası, çekilesi acılar... Değer... Bir gün geçer.
Bir evde 24 saat aynı kanepenin üzerinde oturup düşünmek. Baktığın her yerde onu görmek, izlediğin her filmde karakterleri kendinle ve onunla özdeşleştirmek. Acıyı filmin sonundaki mutlu son ile avutmak.
Allah düşmanımın başına vermesin.
İçimde sana karşı naif ve şirin bir sevgi vardı. Ancak sen o sevgiyi oburluğunla öldürdün!
İlgin yetmiyor, sevgin yetmiyor. Sıcaklığın, dostluğun yetmiyor. Sürekli bir amaca ulaşma çabası, sürekli bir içinde bulunduğu durumdan kaçınma hırsı. En ufak bir bakışta, en ufak bir gülüşte milyonlarca anlam çıkartan bir zihin yapısı. Geçirilen iki tekme sonunda bile birbirine sarıltan bir acıma hissi. Birkaç küfür bir büyük kavganın sonunda yine birbirini bulan birbirinden vazgeçemeyen ruh derinliği. Bir de başka ruhlarda bulamadığını başka bedenlerde aramak. Öptüğün her insanı o diye düşlemek, sabahladığın her insanı o zannetmek. Saçlarını gözlerini boyunu kilosunu onunla benzeştirmek, beynine oyun oynamak. Derken ona sarılırken arkadan sevdiğini görmek, haketmediğini bile bile seni çocuğundan çok seven aşığının üstüne basıp geçmek. "o"na gitmek...
Aşık mı bilmiyorum ama bir arkadaşım senden çok hoşlanıyor. Nasıl anlatsam.. Sanki üstüne basıp geçtiğin bir Natalya Stepanovna gibi! Tek fark burda ne yedekte bir Lomof var, ne de Natalya'ya sahip çıkabilecek bir Çubukov
Ben onunla konuşamıyorum. Çünkü ben sadece bir aynayım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Anlat