23 Ekim 2020 Cuma

çakma evlilik- biz kişisel kahramanlıklarla uğraşmıyoruz

 hakikaten öyle. yalnız size içinde bulunduğum saçmalıktan söz etmeden geçemeyeceğim...

ahh selim. kulakların çınlasın. biz ne zaman kişisel kahramanlıklar peşinde koşanların peşinde koşmaya başladık?

önceki parta baktım da, çok sert. gerçekten çok sert. esasında içinde bulunduğum psikolojiyi hiç yansıtmıyor. orda öfkeli bir kadın var. beni üzdüler ama ben onları siktim diyen biri var. esasında kimseyi sikmedim. sadece kendimi kandırdım. herkesin beni kandırdığını kabul edip köşeme çekilmek yerine biraz da kendi kendimi kandırmayı seçtim. belki de o beğenmediğim psikolog haklıydı. belki de her zaman bir çıkış yolu vardı. vardı da nasıldı? belki de ben kapana sıkıştığımı düşünerek çok abartıyordum. ya da gerçekten artık kapana sıkışmamıştım, kapan beni yutmuştu. 

mesela insanlara bakıyorum. hayatlarında herşey bombok olduğu halde harikaymış gibi davranan tuhaf insanlara. "ay zümrüt bunlar da dert mi" falan diyorlar. artık kızmıyorum. hatırlar mısın 10 yıl evvel ne çok kızardım özellikle hayatımın baharında olduğumu söyleyenlere. şimdi gülüyorum. anlat diyorlar gülünce. biraz spoiler veriyorum ki bakıyorum beni teselli edebilecek sözleri olmadığından konuyu değiştiriyorlar. bu bile yetti size diyorum içimden. anlamayacağınızı bildiğimden anlatmıyorum. bir siz akıllısınız ben aptalın tekiyim ok he.

demiştim ya herkes beni kandırdı. diğer adam da kandırdı. o bizim salaktan daha kötü bir yalancı. bir iki yalanını yemeyince arkadaşını araya sokup "hadi sevgili olak" moduna girdi. ben de ufak bir şartla tamam dedim.

herkesin ortasında efsane bir yüzükle teklif edildi. ben de kabul ettim. hala hatırladıkça gülerim. çok saçma da olsa çok güzeldi. 

tabi videosu çekildi. sosyal medyada boy boy yayınlandı. 

birileri bunu izledi. malum kişiye de izletti...

ama o hiçbir zaman düşünmedi ki, benim yapamadığımı beğenmediğim o adam yaptı. benim yapamadığımı bir başkası yaptı. 

zümrüt'le tek işi yatak, gözünü boyuyor, zümrüt'ü kim ne yapsın.

çok iddialıyım eğer o ara bir takım olaylar çözülüverseydi (bunları daha sonra anlatacağım) ve biz kalkıp evlenseydik öbür adamla, o yine kahrından falan ölmez intihar mintihar etmez "o herif alacağını aldıktan sonra zümrütü boşar" diye düşünür keyiflenirdi. 

asla beni kaybetmekten korkmadı, asla benim için kılını dahi kıpırdatmadı. esasında beni hiç sevmedi.ben sadece onun tarafından kandırıldım. çetin beni hiçbir zaman boş vaadlerle oyalamadı. verebileceğini yapabileceğini peşinen söyledi konuşuldu anlaşıldı. "bırak ben teklif edeyim" deyip gittiğimiz düğünde "bizi hayal ettim" deyip annesinin gazına gelip aylar sonra "hani sen moderndin" şeklinde annesinin cümlelerini sarfetmedi. onunla zaten evlenemezdik evlenmek gibi bir olayımız hiç olmadı, birlikte gülmek istedik sadece. "bu açıdan" değerlendirdiğimizde kendisinden kat kat üstündü beğenemediği o adam. 

sonrasında elbette "merhabaa ben zümrüt. hayattaki sınavınız"  geçerli oldu. sorumluluk, saygı, ciddiyet konularında sınavı olduğum çetin bey her dersten 0 aldı.

ve sevdiğim adamla yeniden birlikte olma sırası bana geldi.

8 temmuz 2020

paşamın doğum günü. hediyesine kadar aldım. eve geldi. konuştuk. gerçekleşen herşeyi onun anlayacağı dilde açıklamaya çalıştım. yine anlamadı ama olsundu. çünkü daha kötü olan birşey vardı. hiçbirşey değişmemişti. o eksilerde gezen algı kapasitesi hala aynı yerdeydi. bu yüzden de ilk işi rakibi olarak gördüğü kişinin bana aldığı efsane yüzüğü çöpe atmak oldu. 

bazen ne kadar soğukkanlı olabiliyorum. kendime şaşıyorum.

önce beni insanlara rezil ettin ile başladı, seninle dışarı çıkmaya beraber görünmeye utanıyorum ile devam etti. kimseyi umursamayan sözde delikanlı datçanın adamı olmuştu bile tekrar. ne bekliyordum ki? fakat onun zannettiğinin aksine ilk başta onun akrabaları onun samimi olduğu kişiler aramıştı tebrik etmeye. "okan iyi çocuk evet ama o biraz şey.. neyse işte sizden olmazdı zaten. çok sevindik çetinle tanışmak istiyoruz"

yine de asla onu ezdirmedim. kolumdaki dövmeye de aşkım'a çağla'ya ve kontes'in hatırasına asla ihanet etmedim. 

ha çağla kim... mayıs ayında işyerinin bahçesine dört yavru kedi atıyor biri. yavruların biri bunun arkasından caddeye çıkıyor. daha minicik o zaman. bi bakıyor ki kedi kontes'in aynısı...

önce veterinere götürüyor. veteriner bu çok küçük birşey yapamam deyince eve getiriyor. ben de çetin ile kafiyeli olsun diye adını çağla koydum. 


2018'in ilk ayları

hani"bana bırak ben teklif edeyim" dedi ya. etmiyor. zaten geldik marmarise yerleştik artık. bu saatten sonra etmesi çok anlamsız. yine de o bahsettiği karılar yemeğe davet etmesin diye diyorum ki yüzük takalım. internetten yüzük bakıyorum. öyle altına maltına gerek yok. 1 milyoncudan da olur. önemli olan sembolik olması birbirimizin anısı olması. 

(ne kadar salakmışım. şimdiki aklım olsa 10000$'lık yüzük isterdim!!!)

umuru değil. umursamıyor. bileklikler varmış. heeee okanım aq. metale alerjisi varmış takamıyormuş. kendimi keseceğim. adamın tetanoz aşısı var ömürlük, bana metal alerjisinden söz ediyor. ve bu adam arkeolog... ha çok pardon restoratör arkeolog... 

ay kendimi kesicem! hem de metalle!

neyse herhalde üzüldüğümü anlamış ki gitmiş bana yüzük almış. al-mış mı acaba? alm... yok almamış. evde bi yüzük bulmuş annesinin evinde. onu getirmiş. annesinin kullanıp attığı artık kullanılacak hali kalmamış küflenmiş bir garip yüzük. oturup ağlayabilirim şu an ama ciddi durmaya sevinmiş gibi davranmaya çalışıyorum. 

esasında beni bu anlamda mutlu etmek kolaydı. ama o her zamanki gibi kullanılıp atılmış bir şeyi bana vererek öncelik sıralamasında kaçıncı olduğumu bir kez daha gösterdi. buraya çok ağır küfürler yazabilirim şu an. ama yazmayacağım.

diğer adam mevzusunda evden siktir olup giderken bana layık bulduğu küflü yüzüğü de kendisine vermiştim. ne yaptı bilmiyorum. inşallah layığı olan esas sahibine iade etmiştir.

aylar sonra barıştığımızda bir gün eve geç geldi. alt katta üstünü değiştiriyor diye beklerken bir anda gel diye bağırmaya başladı. 

pasta almış üstünde bir sürü mum. neredeyse 4. yıla gireceğiz ama pastanın üstünde 3. yılımız falan yazıyor. bu kadarı da büyük başarı diyorum susuyorum. elinde de 3 tane yüzük. birini kendine almış. büyük geliyor parmağına. düşüyor. takmamak için bahane olsun diye büyük almadıysa ne olayım. ya biz bunu görmeden sipariş vermedik ki. gidip kendin aldın. nasıl kendine büyük olanı alabilirsin çüşşş. neymiş başka yokmuş. heee.

bana da iki tane yüzük almış. biri gerçekten çok çirkin ayrıca yamuk (acaba o da mı başkasınındı) ama diyorum ya buna da şükür. (sonra kaybettim zaten) ama diğeri...

şimdi gülmüyoruz. sakin kalıyoruz.

öbür herifin aldığı yüzüğün aynısı!

.... neyse

bu bayağı küçük. serçe parmağıma zor oluyor. yine de takıyorum. ama sadece o getirdi diye. sonra anlayıp çıkarttırıyor. daireye giderken takma diyor. tabi ki takmadım hala takmıyorum aşağıda duruyor. ancak esas olan o kendine aldığı yüzüğü sürekli sudan sebeplerle "düşmesin diye" çıkardı. takmamak için en güzel bahanesini kendi bulmuştu işte. çok büyük. ulan büyükse niye aldın? başka yoktu. koca dükkanda başka erkek yüzüğü mü yoktu? yoktu işte. 

he ben de yedim. takma amk. sen takma. kırk yılda bir güzel birşey yapacaktın onu da yapma. mazallah annen alınır.


6 ağustos 2020

tayinim çıktı. datça tapu. bu kadar zaman geçici görevliydim evet. ve bu kadar zaman sırf çakmadan nikah kıymıyor diye eş durumundan dahi gelemedim. ne kadar zor durumda olduğumu bile bile bunu bile yapmamıştı.

bizimki hala çok sevdiğini iddia ediyor, diğer adama öfkesinden evdeki kedinin adını bile değiştirmeye kalkıyordu. kırk yıllık çetin'e çetin diye hitap edemez oldum. saçma sapan isimler bulmaya kalktı. en sonunda da oğluma gerçekten aşık olduğum için adını aşkım olarak değiştirmek zorunda kaldım. kimliğinde hala çetin. ama ağzım da alıştı valla aşkım aşağı aşkım yukarı.

ara ara kafası gidip geliyor. o da çok yıprandı farkındayım. konuyu kapatıyorum geçiştiriyorum. anlatsam da anlamıyor çünkü. "sen beni aldattın" ile başlıyor, adama hakaretler küfürler yağdırıyor aklı sıra alay ediyor yaşıyla tipiyle vs, her gün aynı terane. istiklal marşı kapanış. sürekli benim doğum günümde başka kızla birlikte olacağını söyleyip görüştüğü biri olduğunu ima edip duruyor. gülüp geçiyorum kızıyor. niye inanmıyorum ki. 

sen bana inanmış mıydın?

telefonunu bucak bucak kaçırıyor. akşamları eve sokmuyor telefonu şaka gibi. biliyorum ki telefonda sadece annesiyle benim hakkımda yaptığı gıybetler var. ancak gerçek şu ki ben başkasıyla görüşürken bile asla telefonumu saklamadım ondan. o yüzden beni kandıramazdı asla.

ama ben söylemiştim ki paşam, ben yaparsam ima yapmam. tam yaparım. ciddiye almamıştın. ne oldu şimdi?

içim acıyor onun bu haline. fakat hala anlayamamış kaldıramamış olması da bir yandan sinirlerimi bozuyor. aldatma illa ki bir başka karşı cinsle münasebete girmek demek değil ki.

sen beni 3 sene boyunca aldattın be yavrum? şive grubunla, başka gruplarınla, okulla, ailenle, iş bulduklarınla,  uğruna adam dövdüklerinle, hatta tavuklarla!

sen beni hiçbir zaman öncelik yapmadın.

biri beni aldattı diye ağlarken insan biraz da başkasının nasıl olur da kendisinden önce tutulduğunu anlayamayıp kaldıramadığı için ağlar.

ben 3 sene ağladım paşam. biraz da sen ağla. ben seni herşeyin üstünde tutup hayatımı değiştirirken asla beni öncelik yapmadın. biraz da sen ağla! 

gerçi sen kiiim ağlamak kim...

ne kadar seversem seveyim acımıyorum artık ona. başına gelen herşeyin mislisini haketti. ve ona rağmen sivrisinek saz meselesi...

buradan gitmek istiyorum artık. datça bize iyi gelmeyecek demiştim zamanında, dinlememişti. artık dinlemesi gerek. aa o da ne. yine dinlemiyor. yok anlattıklarımı zaten hiçbir zaman dinlemedi de, şu an yine benimle datça kavgası yapıyor. sanki çok menem bir iş yapıyormuş gibi iş durumunu konuşuyor. "sen beni zorla marmaris'e götürürken iş durumumu düşünmüş müydün?" diye soruyorum. cevap yok. 

--

eylül 2017

ebru: zümrüt ne işin var datçada marmariste? sen hayatta oralara dönmem demiştin.

salak ben: ailesi orada. çok yaşlılar. korkuyor. ondan yanlarında olmak istiyor. bir şey olursa burdan gitmek daha kolay. çameli çok uzak. ondan geldik.

ebru: wtf?! kızım sen ne diyorsun? sen kimse için böyle bir sebeple bir yere gitmezsin bana ne der geçersin ne oldu sana?????????

--

16 eylül 2020

"ben senin hiçbirşeyini eksik etmedim. ben sana çok emek verdim(bu benim lafım. bana emek verdi demiştim bir kere. keşke demeseymişim adam papağan gibi aynı şeyi yıllarca tekrarladı) ama sen beni sırf ilgi görmek için aldattın"

"yıldönümümüzde gece 12'de eve gelip tavukların öldüğünü söylemiştin hatırlıyor musun?"

"en azından senin gibi başkalarıyla birlikte değildim"

"nasıl yani? datça'daydın ve başkalarıyla birlikteydin. gece 12'de gelmen gelmiş olduğunu mu gösteriyor?"

"o benim ninem. tabi ki yanında olacağım"

...

"SİKTİR GİT NİNENLE OL O ZAMAN"


keeping up with zümrüt'ün bir sonraki bölümü: intihar bir çözüm olabilir mi? doğum günü rezaleti. hurdacıdan hediye alınır mı? kontrol için görmeye gelinir mi? çakma evlilik çakma babalar doğurur mu? hepsi ve daha fazlası...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Anlat