unuttuğum
bir acıyı hatırladım bugün. ağustos çamelisi beklenmeyecek ölçüde sıcak. leş
gibi bir hava. recep muhterem abi ve ben bu sıcakta bir öğle arası gölhisar a
gidiyoruz. hemen gidip dönücez. ufak bi işimiz var.
yol o kadar
iğrenç ki. marmaris datça yolunun 30 sene önceki hali gibi. muhterem abi de
öyle bir basıyor ki uçarak gidiyoruz. ve benim mide alt üst... sadece mide mi?
başım fırıl fırıl dönüyor. takatim yok. daireye gidip kafamı tescil bekleyen
kütüklerin üstüne koyuyorum. dünya kadar yapılacak iş var ama ne sağlık var ne
hal.
derken müdür
beye arkamı dönüp ayaklarımı küçük sehpamın üstüne uzatıyorum. bir ara
kendimden geçmişim. ufak bir rüya gördüm. uyandım ve uyandığımda tüm dairenin
alay konusuydum. nasıl da tutmuş ama yol beni. ben yolu tutsam yol beni
tutmazmış. komik tabi. hani ben ne ağlarım ne gülerim öyle biriyim ya. artık
fiziksel tepkilerim bile yavaşlamıştı. dairede şok bile geçirmiyordum uzun
zamandır. nazar değecekti illa ki. müdür farkedince konuşamadığımı beni eve
yolladı. saatlerdir yine o kanepede boylu boyunca uzanıyorum. bişeyler yedim
sigara içtim aptal aptal videolar izledim. ama uyuyamadım. evi toplamak istedim
ayağa kalkamadım. sonra rüyamı hatırladım. ve buraya şu an hissettiklerimi yazmak
istedim.
tam 2 yıl
oldu. hangisi daha kuvvetliydi bilemem. ama 2 yıl saçmalığı esasında bir
gerçekti. deneyip görmüştüm. şimdiyse 2 yılı geçmiş olmasına rağmen nasıl bu
haldeyim onu hala bilmiyorum.
ben gölhisar
a ilk defa ne zaman gittim hatırlıyorum. ve bugünden önceki sonuncuyu da. ve
benim midem bulanmıyordu o zaman. çünkü beni hayata bağlayan birşey vardı. n.
bugün eve
gelirken gözucuyla yine oralara baktım görür müyüm diye. göz bu kayıyor.
istemsiz. yoktu. olsaydı da farketmezdi. iki saniyelik bir görüntü bir hayalin
varlığıyla yaşamak yeterince saçma olurdu. o defter kapandı çünkü. herkes öyle
biliyordu. zümrüt de sonunda o defteri kapattı. iyi yaptı.
yok
kapanmamış. eve sızan o ince dumanla ikimizi zehirleyip öldürmeye karar
verdiğim günkü kadar ciddiyim şu an. veya son yıllarda katılarak ağladığım tek
olayın ceviz olduğu kadar. ben n için de o kadar ağlamış mıydım? sanmıyorum.
öyle mal mal bakmıştım sanırım.
“kredi
çektim” demiştim. “yine mi” demişti. ayağımdaki patlayan sandaleti gösterip “bantla
yapıştırdım. seni dinleyip ayakkabıcıya götürmeyeceğim direkt olarak çöpe
atacağım” demiştim. “borçlarını kapat demedim mi ben sana” demişti. “akşam
arifin düğünü var gitmezsem çok ayıp olacak, birlikte gidelim mi” demiştim ben
de. o da garip bir yüz ifadesiyle “gitmeyelim, ben durmuş müdürle gideceğim”
demişti.
aylardan
neydi hatırlamıyorum. bi orman macerası aldı gidiyor. yumruklarımı sıkıp onu
dövmeye gittim. kafasını kıracaktım o derece sinirliydim. fakat niye
bilmiyorum. kendimi ona arkadan sarılıp öperken ve “geçmiş doğum günün kutlu
olsun” derken buldum. teşekkür etti... bitti.
işte hikaye
bundan ibaretti.
yüzüme baka
baka önce “her yerde seni görüyorum her gördüğümü sen zannediyorum” sonra “seni
sevmiyorum zümrüt” diyen bir adamı sevdim ben. aradığımda açmayan geri de
dönmeyen ancak akşam eve dondurmayla gelen ve “survivor aç da izleyelim” diyen
birini sevdim işte. neden diye sormayın. depreme neden diye soruyor musunuz?
sadece oldu işte...
yalnızlıktan
sardığım insanların esasında o olduğunu bilmek kadar acı veren birşey var
mıydı? neden ben böyleyim?
istisnalar
kaideyi bozmuyor. bir yıl içinde o kadar çok eski sevgilim evlendi ki. hepsi
mutlu olsun. beni hiiiç ilgilendirmiyorlar. tepki bile vermedim. hatta ayıp ama
bazısının düğün fotoğraflarına kardeşlerimle bakıp gülme krizi geçirdik. allah
başka dert vermesin dedik. bunu yazarken utanıyorum.
oysa bu
yazının konusu, benim ayrılamadığım bu lanet edip aşık olduğum ilçede çok
yakında evleniyor ve ben aylardır hem de uzuuun aylardır tepki vermediğim
güldüğüm ve ağız dolusu ALLAH MUTLU ETMESİN dediğim günlerin sonuna geldim. bu
son radde.
gölhisar son
raddeydi. bugün bilerek isteyerek fenalaşacağımı bilerek gittim ben o ilçeye.
ve pes ettim. kulağımı tıkamaya gözlerimi örtmeye pes ettim. acıysa acı.
yaşayayım ve bitsin. evlensin de bitsin. düğününün sesini duyayım diğer
düğünlerdeki gibi. o orda hayallerini kendimden beklenmeyecek bir şekilde
kurduğum masıt kırığını benimle değil karısıyla oynasın. ben evde düşüneyim. o
konvoy evin önünden geçsin. balkona çıkıp bakayım. o oku daireye gelsin. o
davetiye daireye gelsin. bizimkiler saklasın benden özellikle de muhterem abi
ağlamayayım diye köşe bucak gizlesin. ben göreyim. tepki vermiyormuş gibi
davranayım. bir tane de ben alayım. ve ömür boyu saklayayım.
tüm bunlar
yaşansın. bitsin. ben böyle yaşayamıyorum. ben her zerresine onu kazıdığım bu
ilçede tek başıma gün yüzü görmeden evladımı bile kaybetmiş halde
yaşayamıyorum. neye elimi atsam kuruyordu doğru. ve balık baştan kokmuştu.
ancak yine de kimse bazı şeylerin böyle olacağını düşünemezdi.
şeytan
zümrüt iş başına dönmeyecek. o siyah çelenk o düğüne gitmeyecek. hatta gidip
oynamayacağım da. kendi halimde yaşamak istiyorum. bir acı varsa ortada o acıyı
yaşamak istiyorum. bundan olur dediğim ve yine yine yine olmayan bir şeyi daha
gözlerimle görmek istiyorum.
saymadım
cidden. bu kaçıncı ex evliliği. bininci belki. hepsi mutlu olsun. ama n yi...
ALLAH MUTLU
ETMESİN.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Anlat