23 Ekim 2016 Pazar

allah mutlu etmesin

unuttuğum bir acıyı hatırladım bugün. ağustos çamelisi beklenmeyecek ölçüde sıcak. leş gibi bir hava. recep muhterem abi ve ben bu sıcakta bir öğle arası gölhisar a gidiyoruz. hemen gidip dönücez. ufak bi işimiz var.
yol o kadar iğrenç ki. marmaris datça yolunun 30 sene önceki hali gibi. muhterem abi de öyle bir basıyor ki uçarak gidiyoruz. ve benim mide alt üst... sadece mide mi? başım fırıl fırıl dönüyor. takatim yok. daireye gidip kafamı tescil bekleyen kütüklerin üstüne koyuyorum. dünya kadar yapılacak iş var ama ne sağlık var ne hal.
derken müdür beye arkamı dönüp ayaklarımı küçük sehpamın üstüne uzatıyorum. bir ara kendimden geçmişim. ufak bir rüya gördüm. uyandım ve uyandığımda tüm dairenin alay konusuydum. nasıl da tutmuş ama yol beni. ben yolu tutsam yol beni tutmazmış. komik tabi. hani ben ne ağlarım ne gülerim öyle biriyim ya. artık fiziksel tepkilerim bile yavaşlamıştı. dairede şok bile geçirmiyordum uzun zamandır. nazar değecekti illa ki. müdür farkedince konuşamadığımı beni eve yolladı. saatlerdir yine o kanepede boylu boyunca uzanıyorum. bişeyler yedim sigara içtim aptal aptal videolar izledim. ama uyuyamadım. evi toplamak istedim ayağa kalkamadım. sonra rüyamı hatırladım. ve buraya şu an hissettiklerimi yazmak istedim.
tam 2 yıl oldu. hangisi daha kuvvetliydi bilemem. ama 2 yıl saçmalığı esasında bir gerçekti. deneyip görmüştüm. şimdiyse 2 yılı geçmiş olmasına rağmen nasıl bu haldeyim onu hala bilmiyorum.
ben gölhisar a ilk defa ne zaman gittim hatırlıyorum. ve bugünden önceki sonuncuyu da. ve benim midem bulanmıyordu o zaman. çünkü beni hayata bağlayan birşey vardı. n.
bugün eve gelirken gözucuyla yine oralara baktım görür müyüm diye. göz bu kayıyor. istemsiz. yoktu. olsaydı da farketmezdi. iki saniyelik bir görüntü bir hayalin varlığıyla yaşamak yeterince saçma olurdu. o defter kapandı çünkü. herkes öyle biliyordu. zümrüt de sonunda o defteri kapattı. iyi yaptı.
yok kapanmamış. eve sızan o ince dumanla ikimizi zehirleyip öldürmeye karar verdiğim günkü kadar ciddiyim şu an. veya son yıllarda katılarak ağladığım tek olayın ceviz olduğu kadar. ben n için de o kadar ağlamış mıydım? sanmıyorum. öyle mal mal bakmıştım sanırım.
“kredi çektim” demiştim. “yine mi” demişti. ayağımdaki patlayan sandaleti gösterip “bantla yapıştırdım. seni dinleyip ayakkabıcıya götürmeyeceğim direkt olarak çöpe atacağım” demiştim. “borçlarını kapat demedim mi ben sana” demişti. “akşam arifin düğünü var gitmezsem çok ayıp olacak, birlikte gidelim mi” demiştim ben de. o da garip bir yüz ifadesiyle “gitmeyelim, ben durmuş müdürle gideceğim” demişti.
aylardan neydi hatırlamıyorum. bi orman macerası aldı gidiyor. yumruklarımı sıkıp onu dövmeye gittim. kafasını kıracaktım o derece sinirliydim. fakat niye bilmiyorum. kendimi ona arkadan sarılıp öperken ve “geçmiş doğum günün kutlu olsun” derken buldum. teşekkür etti... bitti.
işte hikaye bundan ibaretti.
yüzüme baka baka önce “her yerde seni görüyorum her gördüğümü sen zannediyorum” sonra “seni sevmiyorum zümrüt” diyen bir adamı sevdim ben. aradığımda açmayan geri de dönmeyen ancak akşam eve dondurmayla gelen ve “survivor aç da izleyelim” diyen birini sevdim işte. neden diye sormayın. depreme neden diye soruyor musunuz? sadece oldu işte...
yalnızlıktan sardığım insanların esasında o olduğunu bilmek kadar acı veren birşey var mıydı? neden ben böyleyim?
istisnalar kaideyi bozmuyor. bir yıl içinde o kadar çok eski sevgilim evlendi ki. hepsi mutlu olsun. beni hiiiç ilgilendirmiyorlar. tepki bile vermedim. hatta ayıp ama bazısının düğün fotoğraflarına kardeşlerimle bakıp gülme krizi geçirdik. allah başka dert vermesin dedik. bunu yazarken utanıyorum.
oysa bu yazının konusu, benim ayrılamadığım bu lanet edip aşık olduğum ilçede çok yakında evleniyor ve ben aylardır hem de uzuuun aylardır tepki vermediğim güldüğüm ve ağız dolusu ALLAH MUTLU ETMESİN dediğim günlerin sonuna geldim. bu son radde.
gölhisar son raddeydi. bugün bilerek isteyerek fenalaşacağımı bilerek gittim ben o ilçeye. ve pes ettim. kulağımı tıkamaya gözlerimi örtmeye pes ettim. acıysa acı. yaşayayım ve bitsin. evlensin de bitsin. düğününün sesini duyayım diğer düğünlerdeki gibi. o orda hayallerini kendimden beklenmeyecek bir şekilde kurduğum masıt kırığını benimle değil karısıyla oynasın. ben evde düşüneyim. o konvoy evin önünden geçsin. balkona çıkıp bakayım. o oku daireye gelsin. o davetiye daireye gelsin. bizimkiler saklasın benden özellikle de muhterem abi ağlamayayım diye köşe bucak gizlesin. ben göreyim. tepki vermiyormuş gibi davranayım. bir tane de ben alayım. ve ömür boyu saklayayım.
tüm bunlar yaşansın. bitsin. ben böyle yaşayamıyorum. ben her zerresine onu kazıdığım bu ilçede tek başıma gün yüzü görmeden evladımı bile kaybetmiş halde yaşayamıyorum. neye elimi atsam kuruyordu doğru. ve balık baştan kokmuştu. ancak yine de kimse bazı şeylerin böyle olacağını düşünemezdi.
şeytan zümrüt iş başına dönmeyecek. o siyah çelenk o düğüne gitmeyecek. hatta gidip oynamayacağım da. kendi halimde yaşamak istiyorum. bir acı varsa ortada o acıyı yaşamak istiyorum. bundan olur dediğim ve yine yine yine olmayan bir şeyi daha gözlerimle görmek istiyorum.
saymadım cidden. bu kaçıncı ex evliliği. bininci belki. hepsi mutlu olsun. ama n yi...
ALLAH MUTLU ETMESİN.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Anlat