29 Mayıs 2016 Pazar

sevgili fulya

nasılsın iyi misin diyerek söze giriş yapmak isterdim. ama “sana ne allahın oo...su” şeklinde bir cevap alacağımı bildiğimden sormuyorum.
öncelikle düşündüğün, hissettiğin, duyumsadığın ne varsa bunu anladığımı, saygı duyduğumu bilmeni isterim. yine ne cevap vereceğini az çok tahmin edebiliyorum. ve bunu da anlayabiliyorum. çünkü hayatta sana göreler ve bana göreler var. sadakat, sevgi, tek eşli olmak vb kavramların ikimizde farklı şeyleri çağrıştırdığı epey ortada. bu da normal. farkettiysen aşktan bahsetmedim. aşk sabittir ve herkes için aynı saçmalıktadır.
açıkçası normalde hızlı şekilde yazar dönüp önceki cümlelerime bakmam bile. bunu ise ağır ağır kelimelerimi seçerek yazıyorum. çünkü hassas bir dönem yaşıyor olabilirsin. okuyacağın bir cümle seni bambaşka şeyler düşünmeye itebilir. bu da sana ne kadar değer verdiğimi gösteriyor sanırım. umarım bunu anlarsın.
söz konusu şahısın ismini yazmıyorum. sen zaten biliyorsun. ben onu yazdığımda hep y olarak yazdım. bu konuda anlaşalım. y, senoktau anlamına gelmektedir. umarım anlaştık?
5 aralık 2010 buz gibi bir pazar günü, seninki yani y karşıma çıktı. o zaman sen olmadığın gibi bir ben de yoktum. A... diye biri vardı ki kendisi benim en yakın arkadaşım olmuştu 2013 e kadar... neyse bu mevzu uzun biraz. kalabalık bir arkadaş grubu, sürdürülen saçma sapan bir mücadele, eşinden ayrı yaşayan y, sevgilisi a... ve yancısı ben. bununla ilgili yazılmış beşyüz sayfalık bir kitap bulunmakta. belki bir gün sen de okursun. ya da benim gibi olduğun için “sıçarım kitabına senin” falan dersin. demem o ki fırtınalı yıllar yaşadık y ile. herkesin birbirinin karısını kızını düdüklediği bir ortamda önce çok güç ardından çok aptalca bir savaş verdik. yeri geldi birbirimizin elini tuttuk. yeri geldi birbirimize ana avrat küfür ettik. benim her yazdığımı okumuşsun y nin doğum gününde yazdığımı da okumuş olmalısın. şu 5 senede birbirimize destek olduğumuz günleri toplasan bir ay etmez diye bir şey yazmıştım. o kadar çok kavga ettik ve o kadar çok nefret ettik ki birbirimizden sokakta gördüğümüzde kafamızı çevirdiğimiz günler oldu.
benim y yüzünden yaşadıklarımı tahmin edemezsin. hayatımın en büyük travması değildi belki. ama 24-25 yaşlarımın en kötü günlerini ve en güzel günlerini onunla yaşamış olmanın getirdiği bir ağırlık bir nefret vardı üzerimde. bana çok kötü bir şey yapmıştı sanki. korkunç şeyler... üstelik düşündüğün tarzda bi ilişkimiz hiç olmamıştı o zamanlar. ben çocuktum daha. o ise hayattan ne istediğini bilmiyordu belki de. şu an bile bildiğini düşünmüyorum ya neyse... aramızda kalsın.
zamanla, hayatıma başkaları girdikçe, yine yine yine hüsrana uğradıkça (ki sen de benim gibisin yine altını çiziyorum) bana söylediği bazı şeylerin doğruluğunu anladım. korkmadım. insanlardan, ilişkilerden. hepimiz o kadar çok üzüldük ki bu ilişki yumaklarından yine onun söylediği bi sözle ayakta duruyordum. “en fazla yine yanılırız”
en son gözümün içine bakıp “yahu sen benimle evlenmek mi istiyorsun” diyen bir geri zekalıya anlattım onu. “ne evlenmesi andaval.” dedim. “ben seninle neden takılıyorum dimi? sorun değil. EN FAZLA YİNE YANILIRIM”
ben mutluluğu arayan biriyim. koca bulma derdinde, çiftleri ayırma derdinde, insanlara kötülük yapma derdinde biri değilim. eskiden son madde geçerliydi doğrudur. kimlere ne tuzaklar kurmadım ki. şu an senin yaptığın facebook göndermeleri, hakaretler, tacizler... üstelik sen gene iradelisin ben bununla kalmıyordum. insanların başına ölümcül felaketler getirdim. aileleri dağıttım, ekmeklerini ellerinden aldım. bütün bunları keyifle yaptım. ağzımda en sevdiğim içkinin tadını hissederek, kahkahalar atarak yaptım bunları. pişmanlık duymadım. duymam. herkes hakettiğini yaşadı.
ama şimdi baktığımda o zamanki kendime. o kadar zavallı, o kadar aciz bir zümrüt görüyorum ki... adam seni bırakıp başkasına gittiği içindi tüm bunlar. şerefsizlik yapmış insanlara gün yüzü göstermemek içindi. e hani sorarım kendime şimdi: senin boynu dik halin nerede diye... nerede be fulya? biz güçlü kadınların o herkesin hayranlıkla izlediği onuru nerede? bize ne oldu?
evet haddine mi senin beni yermek dediğini duyar gibiyim. ben seni yermiyorum. aksine seni anladığımı ifade etmeye çalışıyorum. gelelim suçlamalarına...
birincisi: y seni ne benimle ne başkasıyla aldatmadı aldatmıyor. bunu bi kere kafandan at. bazı adamlar kalıplara sokulamaz. onun da kendi içinde bi vicdanı var. belki bir başkası seninle ya da benimle bir ömrü paylaşmak isteyebilir. ama o öyle değil. onun hayatında kaç kişi olduğunu saymak mümkün bile değil. önemli olan sana karşı ne hissettiği, seninleyken ne yaptığı. ya o adam seni seviyor kör müsün be kadın? o kimseye bu kadar tahammül etmez. şu özgüvensizliğini yen artık. ne kadar güzel akıllı bir kadınsın. üstelik sen de sanatçısın. sanatçıysak hepimiz kırığız normal insanlar değiliz ki. o da kendi içinde böyle kırık. onu bu şekilde kabul etmen gerek. senin istediğin yönde değişmez, değişemez. onun kafasında farklı bir ilişki anlayışı var ve bu eğer onu hayatımın merkezine koysaydım beni de mutlu etmezdi. ama ben ne yapıyorum. koymuyorum. çünkü onu tanıyorum. onu benden daha iyi kimse tanıyamaz. kötü düşünmediğini kötü bakmadığını piçlik peşinde olmadığını benden daha iyi kimse bilemez. sadece tanımaya çalış. tanıdıktan sonra eğer sana uygun değilse onu o zaman düşünürsün. şimdilik herkesi geçtim, kendine eziyet etme.
ikincisi: ben senin kafandaki zümrütten çok uzağım. sana burda kendimi anlatmayacağım. bi gün tanımak istersen birlikte bi kahve içeriz. senin benden benim senden farksız olduğumu o zaman daha iyi anlarsın. ancak şu kadarını belirteyim. o yakıştırdığın o... sıfatıyla uzaktan yakından bir alakam yok. basit değilim ne yazık ki oysa basit olmayı ne kadar isterdim. şu an seni anlamayıp ben de senin arkandan sövmeyi, y ye “ya o da haklı” dememeyi hatta ona seni kötülemeyi (sanki y gazla çalışıyor ya! öyle sanmayı) ne kadar isterdim. hiçbirşey anlamadan salak salak gezmeyi, dünyayı paradan ibaret sanmayı, erkekleri yaşama sebebim yapıp onları süründürüp ego tatmini yaşamayı ne kadar isterdim... yoksa sarışınım diye mi tüm bunlar. yahu ben çakma sarışınım. ne kadar istedim aptal sarışın olmayı. olmadı. ve biliyor musun başıma ne geldiyse sarı kafa olduktan sonra geldi :) ve hayır y ile tanıştığımda kızıldım.
madem o kadar çok seviyorsun bizim geri zekalıyı, böyle saçma sapan sebeplerden aranızı bozmayın. ne kolay dimi demesi :) üstelik yine kavga edene kadar ve kavga edip barışana kadar biz birbirimizden asla ayrılmayacağız. ben onu seviyorum. hiç sana mumla ısınmaya çalışanların hikayesini ya da her akşam kuru fasülye yiyip gaz sancısından ölenleri veya buz gibi bir evde sabah akşam okey oynayıp bir çay alıp demleyecek kadar para bulamayanları anlattı mı bilemem. ancak bunlar bizim aramızdaki şeyin tarihinin çok az bir kısmı. belki bilsen anlardın. bu evlenme, resmi birliktelik, sadakat yeminleri edilen o saçma şeylerden biri değil. bu sadece sevgi. herkesin onda da bende de ayrı ayrı sevgisi var. herkesin vazgeçemeyecekleri var ve o da kimse için senden vazgeçmez... ona göre onun hayatındaki kimse de senden vazgeçmesi için baskı yapamaz. yapan gider. bu benim için de senin için de aynıdır. bilmem anlatabildim mi :) geniş mide falan deme şimdi. o istediğiyle görüşür, ben de istediğimle görüşürüm. gidip başkasıyla evlensem bile (ki ben evliliğe karşı bi insanım) ben onunla görüşmeye devam ederim.
son olarak kayseriye gitmeden önce ona kimsenin canını yakmak istemediğimi söylemiştim. o da öyle bir durum olmadığını söylemişti. yine de seni üzdüysem, sana başka düşünceler kazandırdıysam üzgünüm. fakat bize göre yanlış bir durum olmadığını da bil olur mu?
konuşmak istersen ben hep buradayım. ha bi de. blogumda 2010-2011 arası y ile ilgili yazdığım bazı şeyler var. o zamanki çektiğim eziyeti işkenceyi okursan belki daha iyi anlarsın beni. çünkü ben seni anlıyorum.
sevgiler.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Anlat