Geçenlerde bir arkadaşımın başı belaya girdi. Onunla uğraşırken bir başka arkadaşım arayıp birşeyler sordu. tam telefonu kapatmıştım ki diğer hattan başka bir arkadaşım ağlayarak birşeyler anlatmaya başladı. Herkes birşeyler bekledi benden nasıl basettim bilmiyorum. Bu duruma daha fazla dayanamayan mesai arkadaşı "bugün senin kabul günün galiba" diyerek söze başladı. Ve laf çoğu kişiden duyduğum cümlelere geldi.
"Zümrüt onları neden sırtında taşıyorsun? tamam iyi bir insansın ama her koyun kendi bacağından asılır. Neden onları kendi hallerine bırakmıyorsun"
Bırakamam çünkü yapamazlar.
" Sen onları tedavi ettikçe onlar güçlüklerle basetmesini öğrenemiyorlar. "
Belki evet belki hayır. Aslında göreceli bir kavram bu. Onları ne kadar iyi tanıdığım bir yana bazı şeylerin yardım almadan çözülemeyeceğine dair yaşanmışlıklarımın çok olması onlara yardım duygumun giderek körüklenmesine neden oluyor. Dışardan biri ise bunları görerek ne kadarı doğru bir yorum yapabilir tartışılır.
Dönüp dolaşıp her zaman aynı yere gelmiyor muyum? o bana kazık attı ama ben ona neler neler yaptım bla bla bla. Hep aynı şey. İnsanlar aynı çünkü. Bunun başka bir açıklaması yok. DoğamIzda yatan nankörlük tüm durumların sebebi. İnsan yeri geldiğinde annesini babasını bile satıyor bir yabancıyı neden satmasın?
İşte zaman zaman düşündüklerim de bunun sonucuydu. Kızım seni annen baban doğduğun gün siktir etmiş başkası neden sevsin ki seni? Bir rivayete göre de insanın bu dünyada sürekli aynı olayları yaşaması, geçmiş yaşamlarındaki problemlerden dolayı. Bu konuya bir ara fena merak salıp geçmiş yaşamı şifalandırma çalışmaları falan yaptım ama nafile. Arkadaşlık aynı aşk aynı hayat aynı.
Ve artık yorulduguma kanaat getirdim. bıktım sıkıldım. Kimsenin derdi beni bağlamıyor artık. Yeni hayat felsefem çok da sikimde şeklinde. Tek derdim borçlarımı nasıl ödeyeceğim oldu. İşe yarar iki uc insan bıraktım çevremde. Ve bu da beraberinde ne getirdi? Yine yalnızlık.
İnsanları parayla satın almayı öğrendim ben. Ve parasını almadığında sanki is yerinden alacağı kalmış gibi kaçarak gidenleri gördüm. Şimdi dönüp bakıyorum da ben ne dolu aynı zamanda da ne bos bir hayat yaşamışım diyorum. Bir insana salak diyerek akıllı olmadım hiç. Ve birine akıllı demek beni hiç salak yapmadı. Ama kıymet de görmedim. Ve şimdi elimde kalan yine kendimim. Hakedene yardımcı haketmeyene vurdumduymaz.
Kimsenin arkasından aglamamayı öğrendim. Ve dost sevgili aile zannettiklerimi canım yanmadan sildim. Sonra farkettim ki hata yaptığı için pişman olup sonra o hatayı yine tekrarlayan ilginç biriyim ben.
En rahat dönemim karacan dershanesi zamanı idi sanırım. 2009 2010 seneleri. Kpss ye hazırlanıyorum ve dershanede tek bir arkadaşım bile yok. Kimseyle selamlaşmıyorum bile. Dersler, boş bulduğum sınıflarda test çözmeler, deneme sınavları. Katır gibi ders çalışmalar... Aklımda atanmaktan başka birşey yok ve tüm insanlar rakibim.
Şimdi ise yeni bir hayattan çok uzaktayım. Yoğun ve sıkıcı bir isim, asik suratlı memur tipim, uğraşmaktan yoruldugum vatandaş karakterleri, yetiştirmek zorunda olduğum bir aday memur ve telefon bilgisayar arasında geçen garip hayatım.
Artık makyaj bile yapmıyorum. yırtılan pantolonum delinen tişörtüm zerre umurumda değil. Renkli saçım kalmadı. Giderek şişmanlamaktan sandalyelere sığmıyorum. Yaz sıcağında bile grip oluyorum. Ve iş yerinde tek başıma olduğumdan gidip yatamıyorum rapor falan alamıyorum. Aday memur a bırakıp gidemem daireyi.
Bugünlerde böyleyim ben iste. Şaka gibiyim. Mal gibiyim. Neyi ne için yaptığımı bilmiyorum farkında değilim. Yaşıyorum ama ne için? Kendim için mi başkaları için mi yoksa bir hiç için mi? Yemek yemiyorum. Uyuyamıyorum. Ne olacak bilmiyorum.
Sizi sevmiyorum. Siz de beni sevmiyorsunuz biliyorum.
Ve zaten bunu istiyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Anlat