21 Şubat 2014 Cuma

7>1,5

gözlerimin önünden o videolar geçiyor. geçebilir. çünkü videolar hep daha sonra özlenecek anları görüp üzülmek için varlar. 
kahkahalar, gülüşmeler, mutlu insanlar... pardon mutlu gözükenler. kendimi mutlu hissederdim o videolarda. 
sonra nereden çıktı bilinmez. bir video çıktı arşivin bir yerlerinden.

karşımda ağlayan bir zümrüt var. ağlamak da değil bu. sinir krizi resmen. boş boş bakıyor arada sonra ağlıyor burnunu siliyor bir şeyler söylüyor falan... onu bu hale kimlerin getirdiğini neler olduğunu anlatıyor ve ekliyor.
"bu videoyu neden çekiyorum? 10 sene sonra ... ve ... ile arkadaşlığımı değerlendirirken, A ile ilişkimi gözden geçirirken şu an içinde bulunduğum durumu gözyaşlarımı da işin içine sokmak için! çünkü ben zayıf hafızalı olsam da bazı şeyler unutulmuyor!"

arkadaşlık konusu biraz farklı, başka bir yazının konusu. burada işleyeceğimiz olay benim şizofreni bulgularımın A ile alevlenişi.

beni ilk terkettiğinde dünya başıma yıkılmıştı sanki. ölüyordum. yemiyor içmiyor sokağa çıkıp aval aval dolaşıyor ve sürekli içiyordum. bitmişti artık hayat. benim gözümden sakındığım, seneler sonra ilk bağlandığım, evliliği bile düşündüğüm, eşim arkadaşım annem babam her şeyimdi o. hayatımdan gitmesinin sebebi belli idi yani siz haklıydınız o ayrı bir mesele. benim sadece aşamadığım "yalnızlığa yeniden adapte olma durumu" idi.

26 yaşındaydım. ömrümün 26 senesi her şeyi tek başıma yapmış kimseden medet ummamış hep ayakta kimseye yaslanmadan durmuş sert mizacından asla taviz vermeyen biriydim. onunla beraber ben hayatın iki kişilik yaşanması gerektiğine inanmış böyle mutlu olmuştum. o yüzden yeniden tek başıma nasıl yaşayabileceğimi düşünüyor yolunu bulamıyordum. hiç kimse de bana yardım etmemişti o zamanlar.
bu durum çok uzun sürdü. ara oldu, soğudu. depreşti, yine soğudu. tipik akıl hastası sendromu bendeki. adam seni istemiyor işte dahası ne? sebebi ne olursa olsun. istemiyor. bu kadar basit.
şimdi evet bu mantıklı geliyor ama o zaman gelmiyordu. 

bir yerde ip koptu. 
ondan sonraki adım daha zor olacaktı ki taa datça'dan gelen bazı kağıtlar imdadıma koştu. beni onardı, tedavi etti, özgürleştirdi...
ağlatır sanıyordum. ağlatmadı. 

evet bunlar benim 2005 civarı ilk sevdiğim diyebileceğim birine yazdığım mektuplardı. aciz zavallı aşık yönümü realistik bir şekilde okumak beni hayrete düşürmekle kalmadı, sarstı da...
evet ben 2008'de Ö'den tamamen ayrıldıktan sonra başkalarıyla da çıkmıştım ama hiçbiri Ö kadar dolu dolu olamamıştı hayatımda. hep boşluklar vardı.
ve A'nın acısının 1,5 yıl sürmesinin esas nedeni Ö'nün yerini doldurmasını geçtim onu tamamen silmesiydi!
yani diyebilirim ki Ö tam 7 yıl sürmüş bir yastı içimde. A'ya kadar...

"sen sonsuza kadar (ayrılsak bile) benim tek aşkım ve herşeyimsin" yazmışım... bu tarz şeyler ne kadar da geçici olabiliyor. 
misal, bir dördüncü murat gelir, alır kadehi üçüncünün elinden.... (sokollu, y. karakoyunlu)

işte bu sokollu'daki final sahnesinde duyulan "sert ve tok gürz sesi" kadar etkili olur benim için. 
satırları okudukça şaşırırım birine nasıl bu kadar bağlanabildiğime. nasıl olur? hani ben A için ölüyordum ondan başkası olamazdı? e zamanında olmuş işte. Ö için yanmışım bitmişim. neler neler yaşamışım. 

dolu dolu 3 sene birlikteydik Ö ile. aileler biliyordu, herkes herkesi tanıyordu. artık kendimiz bir aile olmuştuk. soyadım aral değil onunkiydi resmi olmayan evraklarda... 
yürümedi, aldattı, aldattım, bitti. 
1 sene sonra datça'da bizi balayında zanneden o kafede, yeni sevgililerimiz yanımızdayken karşılaştık. ben U ile o ise ismini anmak istemediğim o kız ile.

"seni seviyorum... bildiğin gibi sıradan değil!"
ve 3 yılda neler yaşanmış. 2 aylık değil üstelik. iyi olduğu kadar kötüsü de var. ve kötüleri hatırlayıp ders çıkarabilmek önemli.
çünkü o zaman da aynı sorular vardı
"seni aldattım mı yalan mı söyledim kıracak bir şey mi yaptım neden böyle davranıyorsun Ö?"

"sen benim yaşam kaynağımsın, sensiz ölmek istemiyorum"
ve bu da tipik zümrüt şizofrenisinin es geçilemez cümlelerinden biridir. ölümle ilgili cümleler. sıçarım ölümüne sanki kazık çakacaz amk. 

yaşa işte gönlüne göre! kimseye hesap vermeden kimsenin kahrını çekmeden! 
dolu dolu yaşa başkalarıyla geçirdiğin günlere inat!
onlarla geçirdiklerini gün hesabına vursan kendinle yaşadıkların bin basar!

bocalamak bocalamak. ben de kandırıldım A'dan sonra. birileri bunu kullandı sonra da kendini akladı. 
aslında A da Ö de şerefsiz değil esas Ü gibileri şerefsizdir.

öyle ya da böyle. yaşandı ve bitti. baki kalan kendi kişiliğimiz.
çünkü çok iyi anımsıyorum. Ö'den hemen ayrıldığıma I ile çıkmaya başlamıştım. ve yakınlaşmaya başladığımız ilk gün eve geldiğimde hüngür hüngür ağladığımı bilirim. neden? Ö'yü unutuyorum diye :) işte ben böyle bir geri zekalıyım.

ve evet gelelim nereye vardığımıza.
Ö bu kadar şeye rağmen 7 senede unutulduysa... A için 1,5 yıl çok bile!
hayat bir kere. onu mutlu yaşamak lazım! herkese ders niteliğinde de bu yazımı dönüp dönüp okumak lazım!


evet biraz geri zekalıyım ama kendimi seviyorum!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Anlat