2012 ömrümün en kayıp yıllarından biri olarak tarihe geçti. tarihe gömüldü ve belki de çoktan lanetiyle birlikte uçup gitti. güzel şeyler ummuştuk o aralık 2011 gecesi. kedilerim, televizyon, minik soba, battaniye, internet... ve tek bir tabir dilimde. "hiçbiriniz!"
yıl kötü başladı. seda kayboldu. haftalar onu aramak ve bulamamakla geçti. sabrım zorladı. kimse anlamadı. çaldığım kapılar tıpkı cano kaybolduğunda olduğu gibi yüzüme kapandı. karış karış aradım ben datça'yı. ve bir gün evin önünde yarı baygın halde yaralı buldum onu. veterinere götürmek için herkesi aradım hiç kimse yardım etmedi. sadece tuba vardı. seda travma geçiriyordu ve günlerce kucağımdan inemedi. boynunun altındaki balçığımsı maddenin pis kokusuna aldırmadan ona sarılıp uyudum.
ne var ki onu sadece 5 ay yaşatabildim. mayıs ayında ben ıstanbul'a gittikten sonra hastalanıp ölmüş. ve kimse bize haber vermemiş.
tiyatro... yine bir deneme. kişisel olgulara, ego çatışmalarına, gönül ilişkilerine ve kıskançlıklara kapılmadan bir tiyatro var edebilir miydik? ince ince dışlandığımı hissederken bana yaklaşan çocukluk arkadaşımı farkedememiştim bile.
dört güzel insanın sevgili oluşunu izledim sonra... mutluluklarına şahit olurken yine aklımda aynı sorular vardı.
biraz fazla mı sosyalleşiyordum?
başka bi alem geceleri...
toplu halde eğlenmeye gitmeler. aynı yüzler. aynı şarkılar. "eyyyyvallah"lar "isyeaan"lar "hatıram olsun"lar... fotoğraflar. hep fotoğraflarda kalacak masum çocuk yüzleri. arkadaşlar... iki yüzlü arkadaşlar... yılanlar...
bir şubat gecesi videosu. o şubat gecesi bana şarkı gönderen çocukluk arkadaşım. "I feel good. I knew that I would now. so good, I got you!"
ve sevgililer günü. "ne güzeldir o yollarda olmak şimdi"
2012'nin en saçma olaylarından biri de herhalde iki ay üstüste site elektriğimizin kesilmesi ve sokakta kalmamızdı. sağolsun yine tuba bana evini açmıştı. kendi evimden başka bir yerde kalırken bazı şeyleri daha da idrak edebiliyordum. mesela ne kadar çok seversen sev, o insan seni sabaha dek telefonda ağlattığında ona verebileceğin bir tavizin olmaması gerektiği!
oldukça katı ve kararlıydım bu konularda. yaşayacağımı yaşamış aldatılmış kandırılmış ve tüketilmiştim. dahası en başka kendi kendimi yemiş bitirmiş olduğumdan aşk ilişkilerinde kadının rolünün nasıl olması gerektiği konularda rahatlıkla vaaz vermekteydim.
ta ki o güne dek.
24 şubat gecesi, resmi olarak 25 şubat saat gece 3 suları...
"anlaman için 32 yaşında mı olman gerek?"
2012 benim ehlileşmemin yılıydı bu anlamda.
çünkü bu kez karşımda beni kullanan benden faydalanmaya çalışan biri yoktu. o benim hem sevgilim hem ailem hem eşim hem de arkadaşım olmuştu. gerçek anlamda sevmeyi ve sevilmeyi öğreniyordum. rahatlıkla söyleyebilirim ki bu benim ilk ilişkimdi...
çok çocuğumdan oldum 2012'de... kaldırımda ölü bulduğum 11 senelik kızım siren, zehirlenerek öldürülen üzüm, fıstık, tan, tekir... ölüsünü bulabildiklerimizi eşimle beraber gömdük. ağlamaktan öldüm o günlerde. kendime zarar verdim. hepsi hala bahçemde gömülü. onlarla konuşuyorum bazen...
sonra o çiftler ayrıldı.
sonra eşim de beni terketti.
meğer o da beni kullanıp atmış. yazık. üzüldüm.
sonra efsun öldü. kurtlanarak. efsun zehirlenmeden kurtulmuştu. eşim kurtarmıştı onu. adını da o koymuştu...
hepsini kaldıramazdım. tiyatro grubumuzla bağlılık yeminleri ettiğimiz bir nikah yemeği sonrasında kaçarcasına datça'yı terkettim. bir süre ıstanbul'da ailemin yanında kaldım. sevgi ve yılmaz'a katlanmaya çalışmak gerçekten sinir bozucuydu. evde bile durmuyordum sırf yüzlerini görmemek için. bu esnada tercih süresi başlamıştı bile.
biraz göt korkusu (malum son atama) biraz da sıkıntı dolu günlerdi işte. evde adam akıllı bir şey yapamayacağım için sokaklarda akşama dek dolaşıp, akşam da starbucks'a gidip caramel macchiato ve davidoff black eşliğinde kağıtlara gömülüp tercih yapıyordum. yaptık yapmasına ama sonuçlar bir türlü açıklanmadı. karnıma ağrılar girdi beklemekten. sokakta dolaşırken dakika başı telefondan memurlar.net'e girmek içler acısıydı.
yapacak bir şey yoktu. atanamazsam yeni kpssye girmem gerekiyordu ve sınav da muğla'daydı. toparlanıp bu sefer tek başıma datça'ya döndüm.
döndüğümde ilk aldığım haber seda'nın ölümüydü.
aynı gün "atandınız!" yazısını gördüm.
hayat işte. üzüntü ve sevinç bir arada. bir kapı kapandı diğeri açıldı diyemem. çünkü seda benim için gelip geçici bir varlık değildi. o benim elimde büyüyen canımdan çok sevdiğim kızımdı.
şaşkın duygular, yine başka bir alem geceleri...
artık değişmiştim. hayat benden en sevdiklerimi almıştı ve karşılığında 4 senedir beklediğim işi mi vermişti yani? bunun kıyası bu olamazdı. bocalıyordum. değişiyordum hala.
hayatımın en büyük hatalarından birini yaptım işte bu sıralar. bir yakınımın eşi ile gizli bir ilişki başladı aramızda. sonucu da beklediğim gibi oldu. kendisi iftiralar attı, yalanlar söyledi işin içinden sıyrıldı. kötü ben oldum.
elimde kalan son dostları da ben bu olayla kaybettim.
onun dışında hayatımdan çok çıkan oldu bu sene. kardeş dediğim insanlardan ilgisizlik ne oldumculuk karaktersizlik gördükçe hepsinden giderek soğudum. şimdi hiç kimse yok yanımda ve hayatımda o insanlardan. olmasın da. bana külfet olmaktan başka ne işe yaradılar?
işe başladım sorunlarım oldu çocuklarım öldü çok kötü günlerim oldu. evden dışarı çıkamadığım zamanlar oldu. hiçbiri hatırımı sormadı :) şimdi de sormasınlar o halde...
ben de değiştim. argo tabirle kaşarlandım. savaştım ve yoruldum. hala yorgunum. ama savaşı bırakmaya da hiç niyetim yok.
ben buyum. zaman zaman zorlanıyorum kendim olmakta-hala. 27 yaşındayım ve ruhum hala 18. yeni bir yıl bana yaşlanmayı öğretmeyecek.
evet yüzüm kırıştı evet saçlarım beyazladı tamamen. evet daha kiloluyum çünkü fazla hareket edince yoruluyorum. ve evet kalp krizlerim kendini aştı.
ama gene de mutlu olmaya hevesliyim. dahası güçlüyüm. pes etmiş olduğum zamanları hatırladıkça daha da güçleniyorum.
aklım hiç kimsede değil. kimsenin beni neden kullandığını sorgulamıyorum. belki de büyümüşümdür bir yıl daha.
hala içmeyi çok seviyorum :) hadi kalkın buraya gelin, beraber içelim rakımızı :)
rüya uydu ve duygu büyüyor. küçük duygu bile 22 yaşına geldi. beraber büyüdük beraber ilerliyoruz çekemeyenlere inat.
yeni yıl bana sağlık getirsin. mutluluk getirsin. çocuklarıma da sağlık getirsin.
hepinize de "hatıram olsun" :)
şu an içimden geçenler ise bu sözlerde
"
Duvarları maviye boyadım maviyi çok seversin
Penceremde menekşeler dizili sularken şarkı söylersin
Gramafonda eski alaturka hoşuna gider bilirim
O yaz evinin önünde denize nazır
Sabaha kadar bekledim seni
Birden dalgalar dediki gelmeyeceksin
Dalgalar dedi ki gelmeyeceksin
Birden çıktım viraneden koşa koşa indim kumsala
Acı acı sövdüm sonra yüzümü kırbaçlayan rüzgara"
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Anlat