9 Şubat 2013 Cumartesi

şanslı şubat


16 şubat 2012. bir perşembe günüydü...

böyle başlayan bir yazım, mektubum, günlüğüm, dert yanışım vardı. çığlıklar atarak giysilerimi parçaladığım, sanki deli gömleği giydirilmiş bir zihnin karşısında diz çöküp yalvardığım günü anlatıyordu belki. yokuşun aşaluğısında gözlerini sildiğini görmüştüm oysa. seda ona haykırır gibi bakıyordu "nereye gidiyorsun? zümrüt neden ağlıyor? yapma bunu!" diyerek bacaklarına sürünmüştü her zaman olduğu gibi.
"sevme seda onu! o kendisini sevenleri terkediyor!" demiştim. ve o ağlamaklı olup çekip gitmişti yokuştan aşağı. seda dizlerimin üstünde, o kızgın güneşin beynime işlemesine izin verip saatlerce oturmuştum beni bıraktığı yerde.
acıdı sonra. ve kapandı yaralar onun kahkahasını duyunca. melek oldu tüm gidenler. seda başta.
pek bir şahit kalmadı. diyorlar ki bana o arada eve gidip çocuklarınla konuşuyor. buna inanmak isterdim. ama biliyorum ki yalan.

24 şubat 2012. yine içip içip sapıttığım bir cuma gecesiydi.
tanrının bana bahşettiği en büyük güzellikti onun varlığı. önceleri olmaz diye düşünüyordum. sonra kendini kazımaya başladıkça acıdı işte. o kazıdıkça ben ağladım ben ağladıkça o kazıdı. ve sonunda açtığı yaraya kezzap döküp gitti... 
o bilemezdi ki uğurunda o kezzapı bile kafama dikebileceğimi. ona istediği mutlu hayatı verebilmek için neler yapabileceğimi. onun için tedavi bile olabileceğimi.

ama onun bir amacı vardı. kardeşimin onun hakkında söylediklerini duymazdan gelmiştim. ama o haklıydı. çünkü amacı belliydi.
beni kullandı. insanları kendine inandırmak için beni kullandı. çünkü bu konuda kullanacak başka bir saf bulamazdı. zümrüt bu işte. iki güzel söz söylerim, onu sever gibi davranırım, ona çiçek toplarım, o maddiyat sevmez manevi yönüne çalışırım. insanlar bana inandığında da başımdan siktir ederim gider.

"sen zümrüt'sün, kimseyi bu kadar sevemezsin. bir an önce kalk ayağa. zümrüt böyle biri değil. güçlüsün sen. içindeki sevgi taşa can verir. ama öfkeni de bilirim. hayatımla oynarsın. entrika çevirip durma. artık ben yokum"
"beni sana ihtiyacım var."
"ama benim sana yok. işte sorun bu"

şanslı bir şubat gecesi. buz gibi havaya rağmen bana gelen küçük çocuk. bu aşk değil ki. sevgi bu.
yine şanslı şubat, iki arkadaşım beni şok ederek evlenmişti. üzerinden tam bir sene geçmiş. onlar bir yıllık evli, ben ise bir yıllık yastayım.
işte "bir sene önce bugün" oyununu oynamak bu nedenle canımı çok yakıyor artık.

"ben onu sevgilin sanıyordum. sürekli beraber geziiyordunuz."
"hayır o benim kardeşim"

"kardeşim, ben biriyle çıkıyorum"
"kim o?"
"A"
"ee nolmuş ona?"
"A işte çıktığım"
"zümrüt. tüm gece uyuyamadım. şu an hayal görüyorum sanırım kendimi tokatlıyorum. ciddi misin?"
"neden olmasın?"
"iyi de zümrüt... o çocuk..."
"hayır, değil. eminim"
"26 yaşındasın salak değilsin. sen bilirsin"

ve sonra başka bir kardeşim olaya müdahale eder.
"keşke burada olsan da karşılıklı otursak!!!"

canım kardeşlerim. 
bana neden bu kadar salak olduğumu söyler misiniz?
ben onu hala seviyorum. ne olursa olsun. seviyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Anlat