imamlar köyünden bir aile tarlasını satmaya geldi. başvurularını alırken hiç farketmemiştim onu. harcı yatırıp geldiklerinden sonra bir ara kapıdan dışarı baktığımda onu gördüm işte.
iki minik yeşil göz. delici bakışlar. haylaz bir surat... gülümsedi bana utangaçlıkla. dört yaşlarına bir oğlan çocuğu. gözlerini annesinden almış belli ki.
bilen bilir çocukları hiç mi hiç sevmem. ancak birden kanım ısındı ufaklığa. "gel bakayım" deyiverdim. kaçtı gülerek.
imamlar kütüğünü kaldırıp türker bey'in yanına bıraktım ki ailenin imzasını alsın. dekontun fotokopisini çekip yine müdür odasına bırakırken uzaktan beni izliyordu bebek. yine koştum yanına. o kaçtı, ben koştum, o yine kaçtı kahkahalarla. babası
"sizi tanımıyor ya ondan utanıyor" dedi. gıdıklamaya başladım bu sefer huuyysuzz huyyysuzzz diyerek. hem eğleniyordu hem yine yüzünü saklıyordu benden.
sonra elini tuttum.
"hadi gel sana şeker alalım" dedim. geldi gözlerini ovuşturarak. çay ocağından içeri girdik.
"erkek arkadaşımı getirdim" dedim ramazan'a.
"oooo zümrüt hanım büyütürsünüz ne güzel" dedi.
büyütürken harcanmaya alışık olduğumu bilemezdi ramazan.
ufaklık çikolataların olduğu yeri pek incelemeden elini atıp üzümlü kek aldı. ve koşarak kaçtı. ramazan "bi teşekkür etseydi bari" dedi.
"aman ramazan çocuk o daha boşver" dedim. ayrıldım ordan.
"ama pek seçmedi, isterse başka şeyler de alsın. bana yazarlar" dedim babasına. babası "oğlum bi teşekkür etsene ablaya" dedi gülerek. ama ufaklığın umurunda değildi. koltuğunda oturmuş keyifle kekini yiyordu. bi süre onu izledim.
en sonunda o başka yöne bakmaya devam ededursun elini tutuverdim.
"ismin ne bakayım senin tatlım?"
yine sırıtıp sustu, başka tarafa baktı.
babası cevap verdi.
"murat"
gülen yüzüm soldu. yine mi aynı gözler aynı kaşlar aynı bakışlar.
"bir gün bir zümrüt çıkarsa karşına, onu öldürme" demek istedim. diyemedim. kaçar gibi girdim içeri. tapuyu basıp adamlara verdim.
sonra enver'e söyleyiverdim.
"çocuğun adı murat'mış"
"eee?" dedi.
gerçekten.
eee?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Anlat