selam.
adımlarım yamuk. taşlardan yürüyemiyorum. kızgın güneşin altında o taşlı yoldan gelen ayak seslerini dinliyorum. güneşin kokusunu alabilen insanları hatırlıyorum. evet güneşin bir kokusu vardı ya da bana öyle gelirdi. bunu anlayabilen insanları gözümün önüne getiriyorum.
bir şarkı yükseliyor avaz avaz. ve insanlar o taşların üzerinde yürüyorlar. tanıdık ses işte. yine. ama ben tanıdık değilim.
yine sorar gibi bakıyorum aynaya.
"merhaba, sen kimsin?"
merdivenlerden dökülüyor insanlar. hiçbirini tanımıyorum. üzerlerindeki kıyafetleri biraz anımsıyor gibiyim. kimisi koşuyor grinin içine, kimi çıksam şu lacivertten diyor.
hiçbiri bilmiyor, gri ve lacivert dünyanın en güzel renkleri...
26 olunca anlayacaklar, diyorum acı acı gülerken.
ve netleşiyor yüzler, tanıdık simalara dönüşüyor. bir iki kişi dedikodu yapıyor bana bakarak. tanıyorum onları. güzel arkadaşlarım benim. benim saf temiz yalansız çıkarsız menfaatçilik duygularından bihaber ARKAdaşlarım. adı üstünde. arkamı kolluyor onlar benim, ben de onlarınkini.
"ahaha zebraaalaaarr" gülüşü çok uzaklarda kalmış. şampanya rengi, hafif pembeye çalan duvarlar komiğime gidiyor. sanki küçülmüş etraf. sanki küçülmüş dünya. sanki küçükmüş dünya!
kokluyorum güneşi, içimdeki fesatça duygular erisin diye. bir an kendim olabilmeyi istedim. diledim. duvarlar boş boş bana baktı. kim bu, dediler.
kapıyı çaldım. aralandı.
"kimsin?" dedi o gri ses
"uzaktan geldim. yorgunum. yaşayamıyorum. bir iki taş sesi, biraz güneş kokusu, biraz ölgün istekler, biraz da özgüven istiyorum. karşılığında pek çok dost, aile, sevgili, evlat verdim bile."
"sana yok. bunların hepsi sende vardı. 8 yıl önce vestiyere değil de çöpe bıraktın. bırakmasaydın. HAYAT BİR KERE! ruhunu satmadan düşünecektin"
lacivert kapı yüzüme kapandı. güneş battı. taşların üstünde yürümeye cesaretim yoktu. gene de yürüyüp sağıma baktım.
çeşmeyi, basketbol sahasını, küçüklüğümü gördüm. bana el salladı.
"çok yaram var, güneş istedim vermediler. bu insanlar kim? neden bu kadar kırmızılaştık gri ve lacivert dururken?"
"ahahahahahahaha! aptal. siktir git buradan! zavallısın. kocaman bir zavallı!"
"ben her gün burada olacağım. merdivenleri koşarak çıkıp ruhumu huzurla dolduracağım. elimdeki trampete yirmialtı senelik vuracağım. hep güleceğim ben. hep gri ve lacivert olacağım.
ama sen günden güne öleceksin. her gün daha kırmızı her gün daha pembe her gün daha yeşil olacaksın!
unutma, buluttan aşağı sizi kimse atmadı. sen KENDİN atladın!"
her şey açıktı.
unutulmuştum. unutmuştum.
yaşamak boşaydı. kırmızı yeşil ve pembeler beni zehirlemişti çoktan.
beyaza boyamak istiyorlar beni. herkes başka bir şey istiyor. herkes başka bir şey söylüyor. kimse grilerimle sevmedi beni. içimde dönüşen morlar sarılar maviler hep bukalemunluğumdan oldu. kimse üzülmesin. kimse kırılmasın.
vicdan yapmayın, vicdansızlığınız beni beyazlaştırdı.
siz hep başkalarına üzüldünüz. beni kimse düşünmedi bile. bana kimse acımadı.
şimdi neden bembeyaz olmak zorundayım? neden bu bana layık?
kimse benimle konuşmasa herkes gitse hayatımdan. keşke.
şimdi de varlığınız yokluğunuz belli değil zaten
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Anlat