16 Mart 2012 Cuma

değişik düşüncelerin aynı yere toplanması: uygulamalı olarak görelim

tiyatronun bendeki değeri bir yana, bu zamana kadar bulunduğum topluluklardaki yaşanan olaylar başlı başına bir roman konusudur. bunların benimle ilgili olanlarını bilen bilir, gerisi de başkasını alakadar etmez.

her neyse son katıldığım ekipte daha çok eğlendim bu sefer. cehalet, kendini bilmezlik şöyle bi dursun, insanlar daha sıcak, insanlar daha eğlenceli ve eğlenme potansiyeli daha yüksek. e bu bağlamda da aylardır yaptığımız çalışmaların öğrenerek değil de eğlenerek geçtiği aşikar. misal perşembe günleri sözde çalışma adı altında vildan ablanın evinde altın günü yapıyoruz. vildan abla illa ki üç çeşit yemek artı poğaça, pasta gibi bir şey yapmış oluyor. e müberra abla da eli kolu börek dolu geliyor. toplu yemek toplu çay kahve toplu gırgır. bu da en çok yıllardır ev yemeği görmeyen bana yarıyor sanırım :)


bu ekibe dair yazabileceklerimin başında aslında eğlence anlayışı değil de, 26 senedir beklediğim adamın çok yakınımda olduğunu görebilmemi sağlamış olması olmalıydı. Murat bana kedilerimden sonra Allah'ın göndermiş olduğu en büyük hediyedir. dışardan sürekli kavga halinde gibi görünsek de öyle değil aslında. herşeyden önce özel hayata, geçmişe saygı var ve günümüz laçka ilişkilerinde özel hayata saygı diye bir cümle bile kurulamaz. malum, facebook şifresi yüzünden kavga eden çiftler tanıyoruz!!! (taş yağdırıyorum gene dimi?)


işte yine böyle bir altın gününde (bu sefer pazartesi idi) vildan ve atilla'nın bir takım işleri vardı. dolayısıyla iki azman çocuk, seda ve aydın'a bakma görevi o an evde bulunan iki kişiye, yani murat ve bana kalmıştı. çocuk bakmaktan anlamam. ancak bu sayede murat bara geç gidecek dolayısıyla atilla gelene dek geçen zaman bana kar kalacaktı ;)


seda yukarda nette takılıyor, aydın ödevini bırakmış çizgi film izliyor. murat mutfakta yemek yapıyor. ( canım sevgilim benim yemeklerimi yemeyecek kadar akıllı :) ) e hadi bari sofrayı kurayım dedim.

"aaayydınnn, topla bakayım masadaki ıvırzıvırını"

aydın sallamaz...

"aydınnn!!!! kime diyorum?"

aydın ayaklanır gibi olur ama yine sallamaz, salona gidilir masa beraber toplanır. o esnada iskender arar, her zamanki "ben bilmem kocam bilir" esprisini yapıp telefon murat'a verilir, tabak çanak işine girilir. aydın iskender'den çikolata, cips ister. murat telefonu kapatıp yemeğe döner.


yemeğin yanında patates kızartmıştı murat çocuklar yer diye. sofraya o da konur, seslenilir...

"aaayyydınnnn, sedaaaa hadi yemeğe"


isteksiz bir iki "temeeeem" sesi...

zümrüt sinirlenir

"sedaaaaaaaaaaaaa!!!!! hadi inin aşağı yemek yiyoruz!!!!"

murat tuhaf tuhaf yüzüme bakar

"ya niye bağırıyorsun elbet inecek?"

o da doğru ya...


seda masaya oturur. direkt ollarak azıcık patates kızartması alır tabağına. diğer yemeklere iğrenerek bakar. oysa manyak yemekler yapmıştır murat.

"seda! sadece patatesle olmaz. bu yemeklerden de yiyeceksin!"

"hayır yemeyeceğim"

tam bağırmaya hazırlanırken murat bana kaş göz yapar karşıdan... sus anlamında. ben susunca lafını söyledi.


"seda, iskender tatlı getiriyor. eğer yemek yemezsen sana hiiçbir şekilde tatlı yok. ayrıca yemediğin yemek kahvaltıda tekrar önüne gelecek, yine yemezsen öğlen için sana para verilmeyecek, eve gelip bu yemeği yiyeceksin"

seda dalga geçer gibi

"sanki kahvaltıda burada olacaksın da"

"evet burada olacağız. atilla ve vildan geceyi müberra'larda geçirecekler. biz de size bakmak için buradayız. artık anne ve babanız biziz. ve yemeği yemezsen atilla kadar sevecen değilimdir emin ol. dediğim her şeyi yaparım"


seda ciddi anlamda şaşırmıştı. o anki şaşkınlığından yararlanıp tabağını aldım, yemeklerden azar azar koydum. ağız burun büke büke yemeye başladı.

"canım bak, ben de eskiden böyle yemekler sevmezdim. ama üniversite ikinci sınıfta bir gün aç kaldım ve evde bulduğum tek şey bulgurdu. onu pişirdim yedim, allaha şükrettim. o gün bugündür yemek seçmem, kabak bile yiyebiliyorum artık" dedim. yemeye devam etti.


o esnada elinde çikolatalarla iskender geldi. hemen bir tabak koyduk sofraya, o da yemeye başladı yemekten. arada aydın arıza çıkarıyor, murat da iki dakikada susturuyordu.

yemek bitti, murat eline kağıt kalem aldı, başladı aydın'ı sınavına çalıştırmaya. bu esnada ingilizceyi nasıl unuttuğumuz "she is name is ..." gibi bir cümle kurmamızdan anlaşılıyordu...


atilla geldi. ona da bir tabak. elimde kola, murat ve aydın'ı izliyorum.

iskender yine zevzeklik ediyor. atilla da içten içe gülüyor sanki iskender'e.


bi süre inceledim ortamı.

sanki evlendik, çocuklarımız oldu, atilla ve iskender de bize yemeğe geldiler.

bir an garip bir mutluluk sardı içimi.

"nasıl yani? evlilik, ben, çocuk, misafir...."


o an silkindim.

evet murat harika bir baba, harika bir koca, harika bir ev sahibi olurdu.

ancak benden ne anne olurdu ne de eş... olsa olsa çocuğun sınıf arkadaşı...


değişiyorum sanmıştım.

rahatladım!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Anlat