kendini kurtarmış, depresyondan çıkmış, karşımda duruyor. ya da bana öyle söylüyor. özür diliyor kendi de bilmediği sebepler için. bulamıyor bir şey. bir iki şey öne sürüyor ama esas nerede incittiğini anımsamıyor. konuştukça şaşıyor kendine, bana. ben de ona.
bir süre sonra müzikten, ıstanbul'dan bahsetmeye başlıyoruz. bu resmiliğe daha çok şaşırıyorum ve onunla uyumumuz geliyor aklıma.
derken benimle konuşmayı özlediğini söylüyor herkes gibi. tepki veremiyorum çünkü benim için bir önemi yok artık bunun. "her vicdan azabı çeken bana gelmese, beni özlemese, bana ağlamasa" diyorum ,içimden. ona da "ben hep netteyim ne zaman istersen" falan diyorum işte.
en azından ağlamıyor. en azından saygılı ve resmi.
bana soruyor "acaba toyluk zamanımızı birbirimizle geçirmeseydik ne olurdu?"
gülüyorum. oysa ikimiz markaydık o zamanlar. haha.
cidden tek bir konu haricinde hep birebirdik, o da gezme tozma işiydi. o çok severdi gezmeyi, yeni yerler görmeyi. ben ise onun aksine gezmeye değil yemeğe gitmenin daha cazip olduğuna inanırdım. ama o istiyor diye gezdim de çoğu yeri.
misal sultanahmet civarını dolaşıp gülhane parkına gitmiştik bi kez. orada tekme tokat birbirimize girip millete film oynatmıştık. çocuk muyduk mal mıydık neydik.
karaköyden taksime çıkan o yokuşu ilk onunla yürümüştüm. arşe bakmıştım kendime. çok sonradan gidip bana bir arşe almıştı. eğrildi ama hala duruyor. bana öyle bir hediye alan kimse olmadı.
her yerde kavga ederdik istisnasız. ıstanbul'un her köşesinde, takside otobüste hatta vapurda bile kavga anılarımız vardır. hangi birini yazayım bilmem buraya. ama en komiği herhalde onun beni mecidiyeköyde kadıköy diye cevizlibağ otobüsüne bindirmesi, hatasını da otobüs halıcıoğluna vardığında anlaması idi. otobüsten inip kavgaya tutuşmuştuk. aslında şimdi düşünüyorum da ne kadar komik bir olay. oturup orda gülebilir ve yeni otobüsü bekleyebilirdik. neden kavga ettik ki..
anneannem çok severdi onu. birlikte bir kaç gün geçirmiştik. nasıl güzel günlerdi.
annem anneannemin son günlerinde huzurevindeyken "nişanlandım falan de de sevinsin bari" demişti. ben ise onu kandırmak istemediğimi söylemiştim.
oysa düğünümü görmek çok isterdi anneannem. keşke diyorum onu alıp gitseydim biz nişanlandık diye. uydurma bi yüzük takar kadını mutlu ederdik. şu meşhur kızla çıkıyordu o zaman ama kırmazdı beni, gelirdi.
daha sonraları tüm anıların üstünü kazımayı başardım. ıstanbul'u datça'yı hatay'ı başka yerleri... allah hep yardım etti öyle kilit noktalardan insanlar çıktı ki karşıma ben tüm anıları tek tek sildim.
çünkü onun özür dilediği devede kulak olmayacak konular bir yana, beni geçirdiğimiz 3 küsur senede hiç incitmediği kadar incittiği bir an vardı.
tek bir an. tek bir cümle.
ıstanbul'a gitmişti. kızın yanına. ıstanbul'a varana dek umudum vardı. en azından hala benimle mesajlaşabiliyordu.
sonra mesajlar kesildi.
bu esnada kedim burcu kayboldu.
iki gün sonra ona nihayet ulaştım. aradığımda telefonu açtı. buz gibi konuştu. biraz da dalga geçer gibi.
"burcu kayıp" dedim ağlayarak
"ne yapayım?" dedi..
o anki ses tonunu ömrüm boyunca unutmadım, unutmayacağım!
sonra yine görüştüm onunla senelerce. belki bir şeyler umarak belki ummayarak. sarhoşluğunu hakaretlerini dayaklarını çekmiştim senelerce. her şeyi yutmuştum, sonradan hatalarını bir bir kabul etmişti zaten.
ama burcu'nun olayına verdiği cevabı hiç unutmadım.
aradan koca bir yıl geçti ve komşumuz anneme ağzından kaçırdı. meğerse burcu'yu araba ezmiş. üzülürüz diye söylemek istememişler.
resmiyiz. ve işte bu yüzden resmi olacağız.
oysa yıllar onu değiştirmişken üstelik onu en son öptüğümden bu yana bir yıl bile geçmemişken bu kadar buz gibi davranmazdım eski zümrüt olsaydım.
benim gözümü o açmıştı. bazı şeyler onunla netleşmişti. mantıklı değildi belki de ama büyüyorduk biz beraber.
fudanın altında otururduk biz hep. şimdi ne zaman oraya gitsem yanımdakine mutlaka bunu belirtiyorum.
kumluktaki bi lokantada balık yemiştik bir gün. hiç bir yemek onun kadar anlam kazanmadı.
duman şarkılarını hiçbir zaman bir başkasının ismiyle anmadım, kaan böğürürken başka kimse için ağlamadım. o gitarın sesini duyduğumda düşündüklerimi başka kimseyle paylaşmadım.
ve ben ondan başka hiç kimseyle ciddi anlamda evlilik düşünmedim. bilal'le evlilik olayı sadece onu kırmamak iiçin gerçekleştirilmiş ve son anda cayılmış aptalca bir olaydı.
doğru çok sevdim, bu sevginin altında ikimiz de ezdim. ama en çok sevdiğim o değildi. kim olduğu da belli.
çünkü burcu benim canımdı. daha önce gidenler ve kalanlar gibi.
o yüzden bu resmiyet hiç bir zaman bozulmayacak.
ve bu da bütün bunları neden yazdığımın cevabı
http://www.youtube.com/watch?v=rFeAJaGuZ9I&ob=av3n
geceler zehir, geceler kara
uçasım gelir kanadım yara
yaralar derin seneler kadar
açılın geri
sabah olmuş gün doğmuş
heryerimde karlar
doymadım dönülmüş geriye
helal olsun aşk olsun
gözlerimde yaşlar
durmadım dönülmez geriye
geceler benim geceler bana
unutun beni ...
sabah olmuş gün doğmuş
heryerimde karlar
doymadım dönülmüş geriye
helal olsun aşkolsun
gözlerimde yaşlar
durmadım dönülmez geriye
yarım saat sonra ekleme: şu an üstümdeki kırmızı kapriyi de bana o almıştı. olaya bak
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Anlat