28 Mart 2011 Pazartesi

şimdi ne alaka diyeceksiniz, ben de bilmiyorum...

"sadece on saniye..

kısa mesafede bir bekleyiş, iki saniyelik bir farkediş numarası, gözlerin konuşması klasiği.

işte hepsi bu. sonra nakavt"



Önce ne hissettiğimi anlamakla başladım işe. Kendime verdiğim cevaptan memnun kalınca mutfağa girip az önce nahide'nin üzerine çıkıp samba yaptığı tezgahtan yoğurt ve salçayı alıp (başka ne olabilir ki benim evimde) buzdolabına kaldırdım. kendime bir kola koydum ve battaniyenin altına girdim... Şükürler olsun şu ara pire yok evde. ara ara bunu düşünmeden edemiyorum ne yapayım. kaşıntısı öldürüyor beni.


hikayeyi yazmaya karar vermiştim bir ay evvel. oturup iki üç günde 40 sayfaya yakın da yazdım. sonra koptu. bana göre bir şeyi anlatabilmenin en verimli zamanı soğuk zamandır. ara soğumalı. ben nötrlemeliyim kendimi. kimseye karşı ne bir sevgi ne de bir nefretim olmalı. işte kendimi bu durumda bulduğumda başladım yazmaya. yine kendi ağzımdan...


devam etmediğimi yakın zamanda farkettim. bu yeni gelişmeler olduğu ya da benim yeniden ısındığım anlamına gelmiyordu. esasında öküz ölmüş ortaklık bitmiş ben de ev-bim-migros-internet-çocuk şeklindeki huzurlu hayatıma geri dönmüştüm. ufak ufak güzel anılarım vardı sadece. çünkü ben üzüldüğüm konuları çabuk unuturum. bir anda silerim hafızamdan. bir nevi kaçıştır bu. sebebi de artık dayanıklı olmamam, intihar eğilimli biri gibi davranmam. ama sadece davranmam...


bunu neden belirttim biliyor musunuz? çünkü ben hep olması gerektiği gibi davrandım. kendimi dışardan izliyormuş gibiydim. ağlıyordum ancak ortada ağlanacak bir şey yoktu. bir film karesindeymiş gibi salak salak konuşuyordum ancak dışarıdan buna ben bile gülüyordum. severmiş gibi yapıyordum ancak dışardan baktığımda aşkımdan da ölmüyordum. olan birşey yok yani bunlar olması gerektiği gibi. nereden mi biliyorum? daha kötülerini de yaşadım ondan.


bunları neden yazdığımı, nereye varmaya çalıştığımı da bilmiyorum. bir saçmalık beni içine doğru çekiyor. bu sefer kabuğumu tek başıma oluşturmak ve içine girip sonsuza dek orda kalmak zorundayım. artık kabuğumun içine almaya layık hiç kimseyi bulamıyorum çünkü. evet kafam çok karışık hiç belli olmuyor değil mi:)




ahahah:) neyse biraz da reel şeylerden bahsedelim. bu hafta uzun zamandır görmediğim pek çok eski dostumu gördüm. en başta mükemmel anne cansu, sonra arif, arzu... mihriban'ı adamdan saymyorum. ( hehe şaka be olur mu onunla hep görüşüyoruz telde bile:) ) en son olarak da dün eski tiyatro topluluğum ile :)


dün akşam kültür merkezinde güzel bir gösteri sergilediler. ( tabi ben 8'de başlayacak oyun için saat 7 buçuğa kadar gitsem mi gitmesem mi diye evde kendimi yedim:) ) hepsi ayrı ayrı başarılıydı. ancak volkan ve de arzu'nun yokluğu gerçekten de belli oldu belirtmeden edemiyorum.

Tabi insan bu sırada en büyük hayranına rastlayınca bir tuhaf oluyor:) ciddi ciddi hayranlarım var benim:) bir kaç çocuk var yüzlerine aşinayım sadece. bir de ennn büyük hayranım sırma var:) karşılıklı şaşırdık birbirimizi görünce:)


hepsini çok seviyorum hepsi çok iyi insanlar. çeşitli nedenlerden dolayı onlarla aynı sahnede bulunmadım. keşke o kadar başkalarından kaynaklı tatsızlık yaşanmasaydı da en azından gidip sahne arkasında yardım etseydim diye düşündüm. sonra da gidip izlediğim için, manevi destekte bulunduğum ve oyun sonrası hepsini (istisnasız) tek tek tebrik ettiğim için kendimle gurur duydum eeheh:)


elbette ki bunları afişteki ismim için yapmadım, düşünmedim. zira o kadar emeğin karşılığı afişte bir isim olamazdı. amacım kendimi göstermek olsa selama çıktıklarında bir bok yapmadığım halde sahneye fırlardım mesela:) düşünme sebebim her zamankinin aynısıydı: saygı... ben emek verdiğim tüm oyunlarımı izlerim, izlemeye giderim. çok topluluğa girdim, çıktım. çalıştığım çoğu rol yarım kaldı. yerime başkaları canlandırdı. hatta kendimi izledim bazen sahnede (ne kadar gurur verici gibi görünüp rahatsız edici olsa da...) Amaç sanata ve amatör de olsa sanatçıya saygı. olay bu.


gene deee gene deee... o afişe ismimi yazmayı kim akıl etmişse teşekkür ederim. yalnız adımın z.a olduğunun, ortadaki ismi kullanmadığımın üstüne defalarca basmama rağmen neden orda zümrüt yazıyor hala anlamış değilim:)))

ha ama şükrediyorum:) bazı salaklar gibi "nihal" şeklinde de yazabilirlerdi ıeuehueheuh:)))

şaka bir yana tüm ekibe beni unutmadıkları için sonsuz teşekkürler:)




ve maneviyata dönüş...

şu anki halim: gözüm telde. bekliyorum... can atmıyorum, ama bekliyorum. ne beklediğimi bilmeyin. az önce zar zor kabullendim kendi içimde. yine kendi içimde yitip gitsin. erisin. ama şu an atıl kurt desen atılacak gibiyim. ne oluyor bana yahu?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Anlat