İyice gerindi kanepenin üstünde Boncuk. "uaaaaaaahhh! Ben uyuyorum çok yorgunum" dedi. Burcu ona döndü:
"peki bebeklerin ne olacak?"
Boncuk gözlerini çoktan kapatmıştı bile. Yarım ağızla cevap verdi.
"sana emanet"
Ve uyudu.
Burcu bir süre ona baktı.. Kıyamadı kaldırmaya... Televizyon izlemeye devam etti.
"tütüne son, sigaradan vazgeçin, beğenmezseniz 15 gün içinde iade edebilirsiniz"
dişlerimi bokgate ile fırçalıyorum mükemmel oluyor bakın..
çekiciliğinden emin.. belki de sırrı arap sabunu"
Boş gözlerle ilerledi kanalları. Hiçbirşey bulamadı. Günlerdir tek bir insan yüzü görmemişti. Ha belki süpermarketteki kasiyerler sayılabilirdi. O zaman mutlu mu olmalıydı ki.
Arkadaşı kalmamıştı artık. Bilerek çıkarmıştı hepsini hayatından. Biraz kalabalık ve mutlu olmacılık oynuyordu sadece. Arkadaş denilen olay ona çok uzaktı. Kimisi durmadan günü kurtarmak için yalan söyler, kimisi büyük zannettiği derdinden başka bişey bilmezdi. Sonuç olarak onu kimse aramaz, onun kimse ne gibi problemlerle uğraştığını bilemezdi.
İçi sıkılıyordu artık evde oturmaktan. Fakat dışarı çıkacak kimsesi de yoktu.
Dostları vardı bir zamanlar. Şimdi onlar da anılarda kalmıştı. Çoğu ölmüş, bazıları kendisi için ölmüş, kimisi bilerek kendini öldürtmüştü. Yakıştıramıyordu insanların yaptıklarını, yakıştıramıyordu bencilliği, çıkarcılığı dostlarına. Ne kadar da ukala olmuştu Sedat artık. Kimseyi arayıp sormaz başkalarını götü kalkmışlıkla itham ederdi. Esas kendisinin ukala olduğundan bi haberdi.
Sevgili dostu Emine de artık yumurtadan çıktım kabuğumu beğenmiyorum havalarındaydı. Her zaman kendisiydi önemli olan.
Bi de Zühre mi ne vardı. Zannedersin ki çok büyük bir felaket olmuş ta dünya başına yıkılmış. Emine'nin ben ben ben demesi gibiydi onunki de. Ancak Emine'nin çaresizlik içindeki bencilliği ile Zühre'nin terbiyesizlik ve şerefsizlik dolu bencilliği arasında da bir uçurum vardı. Kimse bilmiyordu ama Burcu bunun farkına varacak kadar akıllıydı.
Sonra bi Osman mı ne vardı. O da geri zekalının tekiydi. Ancak kendini çok zeki zanneder paso sağa sola çemkirir dururdu. Çok insan vardı işte kelek atan.
"Benim en iyi dostum Boncuk!" dedi Burcu.
Bir iş görüşmesine gitmişti, olmamıştı. Depresyona girmişti. Sonra temizliğe gitmeye başlamış hizmetçilik bile yapmıştı. Daha sonra çalıştığı işlerden birinde adamın birinden yediği ana avratlı küfür onun çalışma hayatına son vermesi gerektiğini göstermişti. Sessizce istifasını daha sonra arkasından konuştuğunu öğrendiği kaşar karının masasına bırakıp defolup gitmişti. Sonra bir sınava hazırlanmıştı sırf devlet işi olsun diye. Soruların çalınmış olduğu ortaya çıkmış atamalar ocak ayına sarkmıştı.
Oysa aylardan henüz ekimdi...
Kendini çok yalnız hissediyordu.
Çektiği acının haddi hesabı yoktu. Çünkü bu acı ne yaparsa yapsın geçmiyor, giderek katlanıyordu.
Sokaktan geçen insan sırf işsiz diye onun eve kapandığını suçun anne babasında olduğunu falan düşünüyordu. Yüzeysel bakan herkesin görüşüydü bu.. Ama gerçek değildi.
Gerçek; dostluğa karşılık nankörlük,
emeğe karşılık ne oldumculuk,
saygıya karşılık ukalalık,
olumsuz durumda bile desteğe karşılık olumsuz bir dönüşüm geçirebilmekti.
Keşke bu kadar kolay olsaydı.
Tam ayağa kalkıp tuvalet temizleme işini kabul etmek için arkadaşı Zennube'yi arayacaktı ki birden aklına hiç kıpırdamadan, nefes bile almadan uyuyan Boncuk geldi.
Bebekler gitmişti.
İnsanlar götürmüştü belki de... Belki de açlıktan ölmüşlerdi bir köşede.
Telefonu yerine bırakıp Boncuk'un yanına kanepeye oturdu. Beş dakika kadar ona baktı, sonra yanına kıvrıldı.
Kafasını pencereye kaldırdığında onlara endişe ile bakan Yulaf'ı gördü.
"Allahaısmarladık" dedi.
Yulaf ağladı.
Yanlarına birden Mestan geldi. Onlara baktı üzülürcesine. Burcu tepki veremedi. Kafasını Boncuk'un yanına uzattı.
Uyudu!
Ve hiç kimse onların orda öldüğünü öğrenemedi.
Hoş öğrenseler ne olurdu ki...
"Kardeşlerimi öldüren adam, benim kurumuş gövdem altında kalarak can verdi!"
kaderim çizilmişti çoktan..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Anlat