24 Eylül 2010 Cuma

ilkbahar görünümlü kış mıyız?

Bayağı bir önceydi Pinhani'nin Dön Bak Dünyaya isimli şarkısını dinlemiştim ilk kez. "Bu ne hacı" demiştim. "Ne diyor bu adam?"

Geçen Kavak Yelleri'nin tanıtımında duydum tekrar. Buldum bilgisayarda, dinledim. Ağladım. Bir daha dinledim. İki saat daha ağladım.

Sonra anlamsızca yere baktım neden böyle oldu sen salak mısın neden ağlıyorsun falan.

Hiç iyi günler geçirdiğimi söyleyemem artık. Hani beterin beteri var derler ya. Her yıl bir önceki yılı arıyorum. Neden böyle olduğunu bilmemekle birlikte durumu düzeltmek için elimden geleni yapmama rağmen açmazdan kurtulamıyorum. Sanki ayağımı kaldırdığımda diğer ayağım onu izlemeyecek gibi hissediyorum. Ki izlemiyor zaten. Sürekli acıkmam da bu yüzden.

Acımak-acıkmak arası gidip geliyorum şu sıralar. Düşüncelerimi ifade edebildiğime seviniyorum ancak bu benim depresyonda olmadığım demek değil.

Bu yetersizlik hissi bu! Bu insanın ağzındaki kekremsi tada benzeyen bir müsibet bu! Ne yapıyorum diyor ruhum. Çıkmalıyım diyor, kaçmalıyım diyor, bu ben değilim diyor. Aynada gördüğüm ben değilim diyor. Bağırıyor. Dinlemiyorum ben. İtaat et diyorum ruhuma. Bastır diyorum kendini. Yine dinlemiyor ki dinlememekte haklı. Ben bu değilim.

Ruhum acısını bedenden alıyor. Son iki gündür sürekli duvara yumruk atma eğilimindeyim. Sağ elim ağrıyor. Acıkıyorum.

Ve zihnim tepki veriyor, unutuyor olayları. O neydi diyor. Tepki veremiyor. Anneanne öldüğünde ağlayamıyor, Cano'nun kaybolduğuna ve asla geri gelmeyeceğine inanmıyor. Deli gibi sevdiği insan onu bir kaşarla aldatınca olayın üzerini kapatmak için kendini "onu bırak ta inci sözlük ne alemde ki" şeklinde mantıksızca sorularla başbaşa bırakıyor.

Dün yaşadığım en kötü günlerden biriydi. Apatta çifte standart sonucu kaybolan bebek kedi, sevgilimin Öznur tutkusu sonucu kısa süreli çıldırış yaşamam, kpss'nin bok gibi gelmesi ve ösym'Nin netlerimi yemiş olması, üstüne bir de 4 saatte yaptığımız mihriban'ın sunumunun pcden silinmesi ve sabahın sekizinde tekrar yapmaya başlamamız. sabah 9'da uyumak için yattığımda duvarda sevdiğimin ismini görünce gene de gülümseyerek uykuya dalmaya çalışmak.... Boş geliyor olabilir size ama bana artık bunlar ağır geliyor. Kaldıramıyorum.

Ne diyordu şarkıda:

"Yalnız kaldıysan , kalkıp pencerenden bir bak

Güneş açmış mı , yağmur düşmüş mü

Dön bak dünyaya

Herkes gitmişse , sakince arkana dön bir bak

Dostun kalmış mı , aşkın solmuş mu

Dön bak dünyaya , dön bak dünyaya

Bir sonbahar kadar yalnız , bir kış kadar savunmasız

Ya da ilkbaharsan , yolun başındaysan

Asla vazgeçme , kalkıp da pencerenden bir bak

Güneş açmış mı , yağmur düşmüş mü

Dön bak dünyaya!"

http://www.youtube.com/watch?v=Zq-rdlQMQFQ

Bize ne diyor büyükler, şu kadar derdim var böyle böyle oldu deyince? "aman kızım o da dert mi? allah başka dert vermesin. hem bak ilerde çalışmaya başlayınca.. bik bik bik"

insanın ayağa kalkıp de siktir diye bağırası geliyor. sen benim çektiklerimi çek ondan sonra konuşalım! onlar sanki gençliklerinde bizim kadar ruhsal probleme yol açacak olay yaşamışlar da konuşuyorlar. hayat para iş evlilik demek değildir! hayatın kendisi bir paradoks zaten! sanki bunu çok çözdünüz ya da çözmeniz gereken bir probleminiz oldu!

yazık.

dışardan ilkbahar gibi görünüyoruz, yolun başındaymış gibi. genciz ya sözde. hiçbir bok bilmiyoruz onlara göre. hayatı tanımadık, görmedik. yazık ki esasında sizin öğrendiğiniz yaştan önce tanıdık hayatı. kendi adıma sadece 14 yaşındayken karnemde tek bir zayıfım olduğu için o dışardan mükemmel görünen ailemin bana yaşattıkları sayesinde! hayatta babamı geçtim, anneme bile güvenmemem gerektiğini o zaman anladım. sonra ablam sattı beni, sonra tüm aile üyeleri birbirini... anneannem göçtü gitti, kardeşlerimin çoğu kevaşe oldu, üstelik kaşarlanmadığım için dışladılar beni. Bunlar ne ki. Yazamam ki hepsini buraya.

Yazabileceğim tek şey acıların beni büyütmediği aksine küçülttüğü, minicik yaptığı...

Yani biz aslında kış'ız! savunmasızız. sonbahardan daha yalnızız. Bilmem kim gözlerini kocaman açarak bana " sen de yalnızsan artık.. oha" demişti... Kime güveneyim? Hani nerde insanlar? Yalnızım. Yalnızdım. Hep yalnızım. Ama bundan gocunmuyorum.

Küçücük penceresi yukarıda, nefes bile almaya elverişsiz bir bodrum katında bile mutlu olmayı başardım. Burası kış mevsimi Datça'dan daha iyi dedim. Güldüm, gülmem gerekirdi. Altı kişi yaşadım o mağarada. Ders çalıştım didindim, nefes almamaya gayret ettim. Alamazdım, imkan yoktu.

Ben mutlu olmaya çalıştım, elimden geleni yaptım. Ama içim rahat değil. Giderek kötüye gidiyor.

Üzgünüm Pinhani... Kalktığımda dışarı bakabileceğim bir pencerem yok. Fakat biliyorum.

Yağmur düştü, güneş te açtı, mevsimler geçti...

Ben hala burdayım. Asla vazgeçmedim. Ama olmadı. Olmuyor. Olmayacak.

Sadece kendimizi kandırıyoruz. Bir yıl sonra da bugünümü arayacağım. Hissediyorum.

Kış'ın bir ilerisi yok mu? İlkbahar mı var elinizde sadece?

Ama ya yolun başında değilsem?

Benim için hayat bitti mi yoksa?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Anlat