27 Temmuz 2010 Salı

dolap kelimesinden surat yapmak


Kendimi kaybettiğim zaman hep eski defterlerimi, sakladığım kağıtları, albümleri, notları karıştırırım. Az önce de böyle yaptım. Hayata katlanmak çoğu zaman yoruyor artık beni. Bazı çekmiş büyükler küçümsüyormuş benim yaşadıklarımı, içinde bulunduğum durumları... Küçümsüyorlar, beni az yaşamış "daha ne gördü ki" eşrafından sanıyorlar ama nedense acılarımı algılayamıyor, duyumsayamıyorlar. Çünkü onlar için aşk-para kadar önemli bir şey yok. Savaşmamışlar özbenlikleriyle... Bastırmak zorunda hissetmemişler bazen saklanması gereken duygularını. Pat diye ortaya çıkarıvermişler ve her şeylerini bundan kaybetmişler. Ve işin acıklısı kazandıklarını zannediyorlar.
Bugün elime turuncu kaplı cildi ayrılmış, eskimiş ama sevimli görünen bir defter geçti. (Yoo pembe defter değil... Onun nerede olduğu belirsiz biliyorsunuz. Karabatak gibi görünüp kayboluveriyor değerli ablamın elinde)
Sekizinci sınıfa geçtiğim yaz babamın yanında Dorya'da aklım sıra muhasebe öğrenmek için çalışmaya çalışıyordum. İşim gücüm haylazlıktı. Muhasebeci Semra Abla'nın irmik helvasına tuz karıştırınca babam tarafından işten kovuldum:) O zaman aldığım iki üç kuruş parayla almıştım bu defteri. Önce günlük olsun dedim. Ama günlüğümün başındaydım zaten. O yüzden hatıra defteri olmasına karar verdim.
İlk sayfasında kocaman harflerle o zamanın bela sınıfı 8-C'nin özlü sözleri olan "OSMAN-CABBAR-ZÜHTÜ" yazılı. Hemen altında onlardan daha büyük "PARÇALA BEHÇET" yazısı var. Bu isimler beni taaa nerelere götürüyor... Uzun uzadıya yazmayacağım tabi özelimizdi sonuçta. Ancak tekne turu için Müjgan Hoca ve ablamın birbirine girer gibi tartışması bizim sınıfa bayağı makara konusu olmuştu. Tabi sonra tekne turu yalan oldu. Başka bir ekip işi kotarınca son dakikada vazgeçmiştim gitmekten. Hala kızarım kendime...

Defterime ilk yazan o zamanki en yakın arkadaşım Gamze. "Bu sınıfın lakap takmasına sinir oluyorum" demiş. Kendisi gazman ben hortlak'tım o zamanlar :))
Sonra bir tanecik arkadaşım Sibel Şimşek (Sibel Kuzu)
Sonra da "özgürler sayfası" Açıklama yapmayacağım hatırlayan hatırlar "ben özgürüm" olayını. Sadece şu cümleyi yazmak istiyorum.
"Hazır kartlılar kerizdir!!! Ben bu yaşımda (40 yaşındaydı) telefon alamıyorum aileleriniz size nasıl alıyor????"
:)
Sayfaları hızlı hızlı geçiyorum.. Değerli arkadaşlarımın cümlelerine gülümsüyorum. Derken kocaman bir hortlak resmi Pelin Altıparmak'tan :) Hatice Kanan ve Meltem Çolak'tan kalp içerisine alınmış sözler.. Arife Şenol'dan (Arife Acembaba) sayfalar dolusu şiir... Sema Aslan'dan altı sayfalık ölümsüz bir anı... Alev Günhan (Alev Işık), Gözde Kökten, Yaver Eren Kavalcı, Gözde Balıkçı, Emre Bedir, Hakan Uğur...
Ve sekizinci sınıf yazılarının sonlarına doğru beni ağlatan şiir Halil Teker'den geliyor.
"Arabamın tekeri patlak
Bizim sınıfta var bir hortlak
Meral öğretmen korkak
Bizim pelin çatlak..."
Şiirin tamamını okuyorum. Beraber yarattığımız 8-C efsanesi her ayrıntısı ile burda. Kelimeler kahkaha ve hüznü birlikte sunuyor bana. Halil'in liseden mezun olurken hemen bu yazının altına yazdığı gibi "en güzel günlerimiz 8-C'de geçti.."
Sonra öğretmenlerimin yazdıkları.. Mehmet Köprülü sanki o zamandan şu anki durumumu görmüş gibi. "Zaman kılıç gibidir. Sen onu kesmezsen, o seni keser..."
Mehmet Bural'dan "anarşist zümrüt" başlıklı komedi bir anı...

Sonra liseye geçiyor...
İlk yazan benim "kanka"m Mihriban Tireli.. "şimdiye kadar gördüğüm en acaip öğrencilerden birisin"
"ceketimin arkasına kis tersi olarak oku yazmandan bıktım ama kendini affettirmesini iyi biliyorsun..."
Sonra kimler kimler yazıyor daha bu deftere... Fulya Ölmez (Fulya Karadağlı), Emine Yıldız, Arzu Çohadar, Seden Şimşek....
Yazı aralarına sıkıştırılmış fotoğraflar... Ölümsüz anılar...
"bir hırsız arıyorum adı çatlak bulunduğu yer okul suçunu sorarsanız meral'e laf sokmak" demiş Mahmude Uysal. işte en çok buna gülüyorum:)
"hayatta kendinden başka kimseye güvenme, 15 kez düşün 3 kez konuş sivri dilin ilerde başına bela olur, kimse göründüğü gibi değildir" Kısmet Demirtaş nasıl da bilmiş gelecekte olacakları..
"son cümlelerimi yazarken sana diğerleri gibi salatalık falan demeyeceğim, çünkü sen benim gönlümde sadece bir hıyarsın"
"hayatı istediğin gibi yaşayabiliyorsun ama sana kızıyorum bazen. iyi hoş başkalarıyla ilgileniyorsun biraz da kendine vakit ayırsan?" canım arkadaşım Selin Kader.. Bu cümlenden keşke ders alabilseymişim...
Barış Zöhre'den gerçeğin soğuk yüzü...
Ozan İnan'dan sayfadaki nokta kadar lekeye veryansın:))
Umut İltir'den aşiretimin liderinden kocaman bir parmak izi:)))
Filiz Şirin'den benim acaip üniformamın ve kocaman gözlüklerimin karikatürü. Çok güzel çizmişsin bee ellerine sağlık canımın içi:)
Seda Memiş bak o zaman ne yazmışsın: "İki senelik dostluk bir ömür boyu sürecek" :)
Mustafa İşçi'den yeniden gözyaşlarına boğulmamı sağlayan acı bir anı.. Hani bazen yazılanlara dalıp geçmişi anmak, gülmek istersin ama bazı kareler senin gülmeni engeller ya aynen öyle...
Gökhan Ertekin'den "Allah evleneceğin erkeğe sabır versin" haha:D canım benim yaa öyle bir enayi bulursan bana da göster :)
Gizem Daban'dan beni gerçekten çok etkilemiş, hala da etkileyen bir anı.
Vay anasını..
Ve benim bir tanem Aliye Kayabaşı...

Pervin Hocam, Hasan Hocam, Gülnaz Hocam...
Mustafa Demirezen hocamdan ""bilimin amacı sadece bilmektir" cümlesinin ne ifade ettiğini umarım ilerde anlarsın" temalı veryansın :)
Tennur Hoca'ma çok yanlış bir kelime kullandığım gün bana yazdıkları.. Utanç içindeyim şu an.

En son Cansu Badal yazmış defterime.. Diğer sayfada Neşet Hoca'mın ismi var. Ama sayfa boş...

Belki de bu yüzden içim hala bomboş, bir şeyler tamamlanmamış o yıllara dair. Bazı şeyler yarım kalmış! Zeka yaşımın 18 olması belki de bu yüzden..

Sonra bir karalama geçiyor elime
"Bir ölüyüm sadece
Canım yansın istemedğim için
Ölmüş biriyim
canımın yandığını artık
hissetmek istemediğim için!
Bu zalim dünyadan gitmişim
yaşam güzel falan değildi
bizim gibi
dünyanın ters döndüğü insanlar için"

ne zaman yazdığımı anımsamıyorum. ama lisede yazdığım kızgın ama umutlu notlar gibi değil!

Sözü çok uzattım ama bunların hepsi yazılmalıydı!
Son olarak belki o zaman "aman bu ne yaa" dediğim ancak şimdi anlayabildiğim Rüya Balcı'nın yazdığı bir şiiri paylaşmak istiyorum

ÇARE
Ben can sıkıntısına çare buldum
İşim varmış gibi davranıyorum
Aşıkmışım gibi yapıyorum
Bekliyorum orda burda
"Ne bu telaş" diyor biri
"Treni kaçıracağım" diyorum
"Ne bu dalgınlık" diyor yanımdan geçen
İşte bakın anlamıyorsunuz!
Ya siz
Ne yapıyorsunuz?



Biraz daha iyiyim şimdi...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Anlat