Ocak soğuğunda muğla.
Sabahın beşindeki sis ile kötekli.
Ve karşımda yine ömrümün en kötü günlerini gömdüğüm yeşil bina.
Öğünç apartmanı.
Kapıya valizimi bırakıp arkamı döndüm.
Ne çok şey olmuştu buralarda....
ta şu skv'nin arkasında bulmuştum kızımın ölüsünü...
şu çardakta kavga etmiştik mihriban'la... o çardakta yemiştik en güzel yemeklerimizi bilal ile. Ve yine o çardakta uyuyakaldığı için şenaya yakalanmıştı benim minik kedim...
şu caddede çıkmıştı çatışma. o caddeye üzerimde gece elbisesi ile çıkıp çığlıklar atarak çağırmıştım polisi...
O caddede yürümüştüm günlerce panikle, sıkıntıyla, mutlulukla, gülerek...
o caddenin üzerindeydi ortadoğu ve balkanların en müthiş pidecisi...
gittiğim internet kafe, yıkıntısının altında bile anılarıyla acıtıyordu.. orda yaptığım net görüşmeleri...
şu sokaktan giderdik markete. Her gece tam yarımda. Mihriban kapıma gelir “bakkal saati geldi kanka” derdi. Gider abur cubur alır onları yerdik o saatte.
Ve yine bu apartın arkasında gömülüydü boncuğum... evladım... kızım...
merdivenlerden inip “koğuş”a girince yine anılar sardı dört bir yanımı. Şu fare deliğinde ne de güzel anılarımız vardı.
Mihriban'ın odasına yönelecekken o beni mutfağa doğru çekti. Ne oluyor demeden kendimi eski odamda buldum...
eski odam. Gizem'in yeni odası...
afallamıştım. Şaşkındım. Burada yatacaktım...
sabah 7'ye dek mihriban'a olanları anlattım. Gözlerimin şişliğini açıkladım. Üzüldü, dayanamadı. Kim dayanabilirdi ki...
mihriban odasına gitti uyudu. Karanlıkta eski odamla başbaşa kaldım.
“naber” dedim karanlığa...
“yeni nesilden şikayetçi değilim” dedi. Güldüm.
“senden naber” dedi.
“yeni nesile gıpta ediyorum” dedim. Aydınlandı...
“üzülme, seni üzecekleri henüz görmedin” dedi.
Haklıydı. Uyudum.
ertesi gün uyandığımda mihriban uyuyordu. Saçlarımı yıkadım, o soğukta kurutmadan ayaklarım çıplak kapının önüne çıktım. Saat 3 civarıydı. Üstümde kısa kollu tişörtle hiç ama hiç üşümeden ideal'in yanındaki yola saptım direkt. Nereye gittiğim belliydi. Kızıma gidiyordum. Ona kavuşmaya..
fakat tarlanın başındaki alan bıraktığımdan çok daha farklıydı. Kazılmıştı. Boncuğumun yattığı yerde en ufak bir şişkinlik bile yoktu.
Onu ilk gömdüğümde tolga'yı yanına götürmüştüm. Tolga
“kışın buraya apartlar kalorifer küllerini döker. Belediye de gelir kepçeyle külleri kazar. Neden buraya gömdün ki? Bahçeye gömseydin ya” demişti.
Haklıymış.
Kızıma mezarında bile rahat vermemişti kötekli köyü.
Lanet olasıca kötekli köyü!
Lanet!
ve ben orda nefes alamadım
ve ben orda sevdiğimle birlikte olamadım
ve ben orda çocuğumun ölüsünü avuçladım
ve ben orda değiştim, kötüleştim, buz gibi bir insan oldum.
beni oraya bırakan almaya geldiğinde, artık ben yoktum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Anlat