6 Şubat 2011 Pazar

hissedebiliyorum

Aralık 2009.

Dershanede ilk günüm.

Hiç kimseyi tanımıyorum, tanımaya arkadaş olmaya falan da niyetim yok. Tek emelim KPSS. Tanışmam gereken insanlar da rakiplerim. Neden dershane bitince bitecek zoraki arkadaşlıklar kurayım ki? Gereksiz.

Sınıfa giriyorum. Camları arkada havasız bir sınıf... Bana 8-c'yi anımsatıyor. İnsanlara şöyle bir merhaba çekip en arkada bir yere oturuyorum. Göze batmıyorum. Kimse de dönüp incelemiyor zaten. İki çocuk sağ-sol kavgası yapıyor kendi çapında. Gülerek izliyorum.

İlk ders coğrafya. Dakikalar ilerledikçe dumurdan dumur oluyorum. Hiçbirşey anlamıyorum. Taa lise 1'de coğrafya dersi görmüştüm en son... Lise sonda da öss için biraz çözmüşlüğüm vardı ama bir halt bildiğim yoktu.. Ürktüm. Kulak kesildim açığımı kapatayım diye. Bir süre sonra çoktan akşam için kıro sevgilimle mesajlar aracılığı ile plan yapmaya başlamıştık bile. Yani ilk dersten fire vermiştim...

Sonraki ders o girdi sınıfa. Gülüştü yanındakilerle... Bu ne hocası olabilir ki diye düşündüm. Sürekli gülümsüyordu sanki hiç bir zaman ağlamamış gibi bir havası, bir kendine güveni vardı. Ancak elindeki kitapları masanın üzerine koyup çekingen tavırlarla sınıfı süzdüğünde özgüveninin o kadar da sağlam olmadığını farkettim. Bunu farketmem doğaldı çünkü ben belalı bir öğrenciydim. "Sınıftan da benim gibi en az iki üç kişi çıksa bunu dağıtırlar, bağıramaz da erir, küser" dedim içimden.

Derken hiç beklemediğim bir şekilde gözü bana takıldı.

"yeni geldin sanırım" dedi

"evet" diyebildim şaşkınlığımdan..

"hoşgeldin" dedi gülümseyerek yine. o penceresiz sınıf o an aydınlandı!

"bölümün neydi?" diye sordu

"ik.. ik.. iktisat" dedim. Şaşırdı kekeleyince. Ancak ben de şaşırmıştım.

Derse döndük. Onu her zaman yaptığım gibi hayatımdaki insanlara benzetmeye başladım. Ona, buna, şuna... Havası ona benziyordu, ses tonu buna, samimiyeti de şuna..

Ama beni kendine çeken sınıftan destek bekleyen gözleriydi.

Bir cümle kurduktan sonra dönüp değil mi iması taşıyan bakışları onu daha da dikkatli dinlememe sebep olmuştu. Sınıfın ilgisizliğinin farkına varacak kadar liderlik duygum gelişmiş olduğundan ona sınıftan alamadığı enerjiyi vermeye çalıştım. Bir süre sonra dikkatimin farkına varmış daha bir güçlü duruyordu ayakta. Çoğu zaman bana bakarak anlatıyor, söylediklerini kafamı sallayarak onaylamam onu daha da azimlendiriyordu.

Gençti. Belki hiç devlet deneyimi yoktu. Azgın öğrencilerin okuduğu bir lisede çalışmamış olduğu da belliydi. Gözlerinde bir umut vardı belki.. der gibi.. Umduğunu bulamayacaktı ama eminim benim gibi çok kişi farkına varacaktı onun dışardan belli iyi niyetinin.

Bir süre sonra sınıftakiler homurdanmaya başladılar.

"hoca yaa sen bu dersi böyle anlatmasan, test üzerinden gitsek. nasıl olsa bu konuları biliyoruz..."

"evet hocam haklı mehmet yaa. zaman gidiyor boş yere. 40 dakikada bir sürü soru çözeriz."

Biraz hayretle izledim söylediklerini çocukların. Sonra ona döndüm. Alışık olmadığı bir eleştriydi maruz kaldığı belli ki. Bir an durdu. "ama ben..." dermiş gibi.

"nasıl isterseniz öyle yapalım.." dedi. Yüzü düştü ama belli etmedi.

Öğrenciler daha farklı yaklaşmaya başladılar bu sefer.

"hoca yaa zaten bu dersi koymak saçmalık... coğrafya matematik olsa neyse de bu ne böyle boşa ders gidiyor yaaa"

Eleştrilerin dozu arttı, idareyi hedeflerken alttan ona laf sokmaya vardı.. İçine attığı kırgınlığı farkedebiliyordum. Ancak sınıfa yeni gelmiştim ve dengeleri doğru tartmadan konuya karışmak istemiyordum.

O kadar toydu ki.... Neredeyse 25-30 yaş civarı insanların bile o sıralarda delireceğini kendini liseli zannedip öğretmene çemkireceğini bilmiyordu. Hele hele özel bir dershaneye para verirken çeneleri hiç kapanmayacaktı.

Masaya doğru gitti. "tamam test çözelim o zaman" dedi. elindeki testleri dağıttı. Dershanenin testi değildi bunlar. Kendisi hazırlamıştı. Oturduk çözdük. Pek yanlışım çıkmadı. Yanıma kadar geldi. İki üç yanlış olduğunu görünce sevindi nedense.

"Bugün anlattığınız konuyu bilmiyordum. Sizin sayenizde, teşekkür ederim" dedim. Şaşırdı. Sevindi. Bir tuhaf oldu..

Derken zil çaldı. Hababam Sınıfı'nın müziği...

(İşte ben bu müzikten nefret ettim)

15 yanlış çıkarmış bir çocuğa "etüde gelmen lazım demek ki" dedi. Çocuk yarı pişkin bir ifade ile

"heheh bu dersin etüdüne gelen oluyor mu yahu uheuheueh" yaptı.

İşte o an ben şimdiye kadar üzdüğüm bütün hocalarımdan özür diledim içimden. Kendimden utandım. Utandım...

O biraz genel yaklaştı olaya

"tabi gelen oluyor olmaz mı hatta dün kafamı kaldıramadım" dedi.

Ayağa kalktım. "Haftaya ben de geleceğim hocam" dedim. Çocuk tuhaf tuhaf bana bakarken onun bakışlarındaki duygu seli bana çoktan yetmişti zaten.

Haftalar geçti. Ben her ders yardımcı oldum, çaktırmadan arka çıktım ona. Bir süre sonra daha da güçlenmeye başladı.

Muğla'ya taşındıktan sonra artık haftada iki gün gidiyordum dershaneye. Evdeki beş kız arkadaşımın gürültüsünden ders çalışamadığım için derslerden sonra günlük testlerimi çözmeye eve öyle dönmeye başladım.

Gene böyle bir gün bir öğrenciyle beraber benim çalıştığım sınıfa geldiler. Olabiildiğince sessiz davranıp kızın sorularını çözdü. Benim de yapamadığım bir soru vardı. İşini bitirmesini bekledim, sonra yanına gidip soruyu gösterdim. Önce soruyu çözdük sonra neden burda çalıştığımı sordu.

"Ben öğrencilerle kalıyorum, fazla ses oluyor ondan burda çalışıyorum" dedim.

"ayyy işin zor valla" dedi ve gözü biraz ötedeki sıranın üzerinde duran yine kendi hazırladığı teste ilişti. Artık kim çözmüşse bayağı bir karalamış sonra da buruşturup atmıştı.

"İnanmıyorum ya..Nereden çıktı bunlar?" dedi.

"Bilemiyorum. Az önce Coğrafya dersi vardı. Belki biri unutmuştur.." diye geveledim. Üzüleceğini tahmin ettim çünkü. Testi bana göstererek:

"Bu benim bir haftalık emeğim biliyor musun? İşte karşılığı böyle köşeye atılmak"

Yüzü göçmüştü çoktan... Artık aylardan beri kendimi tuttuğum için pişman oldum..

"Bakın hocam. Siz iyi niyetli birisiniz bu belli oluyor. Yanlış anlamayın ben bu yaşıma kadar çok hoca gördüm, çok hoca delirttim, çoğunu emekli ettim. Ondan bu öğrencilerin ne yapmaya çalıştığını iyi biliyorum... Bana kalırsa çok fazla kafanıza takmayın, böyle emeklere de girmeyin çünkü bunlar anlamaz. Dersinizi yine o muhteşem enerjinizle verin. İsteyen dinler, istemeyen defolur gider kapı orda. Anlıyorum belki bu sizin öğretmenlik anlayışınıza ters. Ancak ne bunlar ilkokul öğrencisi ne de siz afet güçverir'siniz. Devlet kurumu olsa söylemem bunları emin olun. Ama burası özel dershane ve insanlar verdiği para dahilinde herşeyi kullanabileceklerini zannediyorlar."

Şaşırmıştı. İlgiyle dinliyordu..

"Belki de haklısın..." dedi yavaşça..

"Açık konuşayım" dedim. "Bu insanların hiçbiri bir bok olamamış, umudunu kpssye bağlamış, bir baltaya sap olamayan boş beleş insanlar. Ben de dahilim bunlara. Ancak onlar aynı zamanda ekmeğini kazanmaya çalışan birine yüz çevirecek kadar terbiyesiz. Takmayacaksınız. Başınız yukarda gezeceksiniz. Ne derlerse desinler."

Bir öğrencisinden böyle bir yaklaşım beklemiyordu. Belki de bunlar neden benim aklıma gelmedi diye de düşünmüştür. Ancak benim tek istediğim onun tökezlememesiydi. Aynı olay benim de başıma gelebilirdi.

Bir süre konuştuk. Zannettiğim kadar toy değildi. Ben böyle bir öneriyle ona gelince benim de aşılmaz problemlerim olduğunu anlamıştı. Fakat ben konuşmadım. Konuşmak istemedim. Biliyordum konuşursam ona bağlanacağımı, aşık olacağımı... Saygılı bir şekilde lafı çevirdim.

İsmimi bile bilmiyordu ama artık koridorda karşılaştığımızda bana özel muamele yapıyordu. Her zaman çok sevimliydi, mutluydu, hiç yüzü asılmazdı. Çay içerdik beraber, hocaların, idarecilerin dedikodusunu yapardık. Soru bankasındaki sorular hatalı çıkardı ona kızardık. Bir gün saçımı maviye boyamıştım Coğrafyacı Sanem Hoca ile boyanın iğrenç kokusundan söz ederken o gelip "ama güzel olmuş demeyin öyle " deyip kurtarmıştı bile beni.

Hızlandırma haftasında kantinde test çözerken bulurdum onu. Öğrencileri tanısam da tanımasam da yanına oturuverirdim. Benimle iki kelime konuşur teste dönerdi. O bile yetmez miydi benim onun için dershaneye gelmeme...

Evliydi. 80'liydi. Gizlediği şeyler vardı hiç söylemedi. Sormadım ben de. Ama ukte kaldı içimde işte.

Dershanenin son haftası Istanbul'a gidip geldim. Kpss'den bir gün önce de dershaneye son taksidi vermeye uğradım. Millet harıl harıl test çözüyordu hala. Kapıdaki ablaya "bir de hocalara veda edeyim" dedim.

"Hepsi tatile çıktı canım hiç kimse yok öğrencilerden başka" dediğinde beynimden vurulmuşa döndüm.

Yani ben onunla vedalaşamayacak mıydım?

Yani o artık benim ismimi öğrenemeyecek miydi?

Sevgilim vardı o zaman. Hani şu kıro olan. Ama hiçbir sevgili benim ona aşık olmamı engelleyemeyecekti.

Önce dershaneden sonra da Muğla'dan ayrıldım. Kpss geçti gitti...

Şimdi elimde sadece kimlik nosu var. Formasyon kazanmış dediler Muğla Üni'de. Telefon numarası bile yok. Nasıl ulaşırım ne yaparım bilmiyorum. Hala dershanede çalışıp çalışmadığını bile bilmiyorum. Biildiğim tek şey iki gündür aklımdan çıkmadığı. Belki o da düşünüyordur beni. Ya o kız bana o kadar arka çıktı oysa ben adını bile bilmiyorum diyordur belki. Belki de Atiye ablaya falan sormuştur. Radiye Hoca'ya..vs

Bir gün okur mu bilmiyorum. Okursa belki de vururum kendimi utançtan. Ama sanki yılda bir de olsa onu görmeye ihtiyacım var..

Ay bilmiyorum. Yüzleştim rahatladım işte.

Bir gün yine bir yerde bir araya geleceğiz. Hissedebiliyorum bunu..


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Anlat